RENAULT NEREYE GİDİYOR?

Beni takip edenler bilir, Fransız markalarına karşı özel bir sempatim vardır. Bunlar içinde de Renault’yu ayrı tutarım. Otomobil seviyorum deyip de kim arkadan motorlu bir Renault 5 Turbo’yu görünce heyecanlanmaz? Ya da 90’larda bir ralli etabında, önünüzden müthiş sesiyle Renault Megane Maxi geçtiğinde nasıl çoşmazsınız? Kısaca Fransız markanın tarihinde onlarca heyecan verici model var, tabii günümüzde de bir Megane R.S.’e asla hayır denemez. Peki, böyle düşünen ben, neden son zamanlarda Renault’dan soğumaya başladım? Kısaca anlatmaya çalışayım. Bence en önemli neden Fransızlığını kaybetmeye başlaması ve Uzakdoğulu bir marka haline gelmesi. Sakın Uzakdoğulu markalar kötü mü diye polemiklere girmeyin. Elbette kötü değil ama her markanın bir ruhu var ve bunu koruması gerek diye düşünüyorum. Beni böyle düşünmeye iten nedenler ne, açıklamaya çalışayım…

RENAULT ALASKAN

RENAULT ALASKAN

Biliyorsunuz Renault-Nissan diye bir ittifak var ve günümüzde birçok şirketin yaptığı gibi ortak platformlar, motorlar kullanıyorlar. Buraya kadar problem yok. Ben genel olarak bu fikre karşıyım ama maliyet anlamında mecburlar. Zaten sadece Renault-Nissan değil, VW’den başlayarak bütün büyük markalar bu sisteme muhtaç durumda. Fakat VW büyüklüğünü nasıl koruyor? Seat, Skoda gibi kardeş markalardan nasıl sıyrılıyor? Cevabı çok basit, teknoloji geliştirerek… VW, ortak platform stratejisinin yaratıcılarından ama teknoloji geliştirmekten asla vazgeçmiyor. Motorlarını, aktarma organlarını başkalarından almıyor, veriyor. Burada Renault’nun problemlemlerinden biri de ortaya çıkıyor. Başlangıçta ittifakın büyük ortağı gibi bir izlenim uyandırıyordu ama artık Nissan’dan teknoloji alan ufak ortak pozisyonunda. Yani VW değil de Seat ya da Skoda olmaya başladı. Oysa Renault, uzun zamandır önemli bir teknoloji yaratıcısıydı. Formula 1’e motor devrimleri getiren, şampiyonluklar kazanan, Volvo ve Lotus gibi onlarca markaya motor-şanzıman veren bir markaydı. Bir de şimdiki duruma bakalım. Bana safkan Renault üretimi bir benzinli motor söyleyin. Ben size cevap vereyim, aklıma sadece Megane R.S.’teki 2.0 litre turbo motor geliyor. Onun dışındaki motorların çoğu Nissan imzalı. Clio R.S.’te bile 1618 cc’lik MR16DDT Nissan ünitesi bulunuyor. Hiç kimsenin efsane Renault 5 Turbo ve Clio Williams’ın takipçisini Nissan motoruyla donatmaya hakkı yoktur bence. Haydi Megane, Talisman gibi çok satması beklenen modellere bu motoru koydunuz ama bari Clio R.S. gibi özel bir modelin bir farkı olsun. Diğer taraftan Renault’nun H kodlu motorları da Nissan’la ortak geliştirilmiş ve Japon marka HR koduyla bu motorları kullanıyor. Bu arada yine tekrar ediyorum, Nissan’ı eleştirmiyorum. GT-R gibi bir otomobili tasarlayan markaya laf edilmez. Zaten Nissan, ittifaka rağmen Japon malı imajını çok iyi koruyor, özüne zarar verecek hareketlerden kaçınıyor. Ve yarattığı modellerle çoktan Renault’nun üstüne çıktı. Şu anda Renault’dan alan değil, Fransız markaya teknoloji veren bir marka konumunda. Aslında Renault’nun ruhunun kaybolmasının asıl nedeni motorlar ve platformlar değil. Artık model gamını geliştirmek adına Nissan’dan tamamen bitmiş ürün alıyor. Ne demek istiyorum? Kadjar, Koleos ve Alaskan dersem sanırım anlarsınız. Tasarımı dışında hiçbir şekilde Renault gibi hissettirmeyen, safkan Nissan olan bu modeller bence ilk anda satış anlamında başarı kazanabilir. Ama uzun vadede Fransız markanın kimliğinin tamamen yok olmasına neden olacaklar. Gerçi ben satış anlamında da başarı beklemiyorum. Aslı varken neden taklidini alasınız? Fiyat farkı falan olması lazım ama o da yok. Türkiye’de Nissan Qashqai çok satıyor biliyorsunuz ama ben aynı sıklıkta Renault Kadjar görmüyorum. Hatta çok az, tek-tük rastlıyorum. Neden Nissan gibi Türkiye’de imajı daha yüksek bir marka varken, onun taklidini alasınız ki?

RENAULT KOLEOS

RENAULT KOLEOS

İmaj demişken, Renault’nun yerli marka olması, istediği noktaya ulaşmasını engelliyor. Bunun da nedeni belli modellerin çok uzun süre üretilmiş olması. Örneğin daha 2000 yılında Toros adıyla karbüratörlü Renault 12 üretiliyordu, sadece 16 yıl evvelden bahsediyoruz. Diğer yandan yine 2000’lere kadar R9 da Türkiye’de üretiliyor ve satılıyordu. R12 ve R9 döneminin çok iyi otomobilleri ama 2000’lerin değil tabii ki. O yüzden hâlâ Renault denince birçok insanın aklına bu modeller geliyor. Görüyorsunuz geçmişte yapılan hatalar 15-20 yıl bile arkanızı bırakmıyor. Kadjar gibi modellerden bahsetmişken ucube Latitude’ü unutmak olmaz. Bu otomobil tam bir fiyaskoydu. Siz Kore için geliştirilmiş Samsung SM5’i Renault logosuyla donatıp Avrupa’da satmaya çalışırsanız hüsrana uğrarsınız. Latitude gibi önceki nesil Koleos ve Fluence da Renault-Samsung ortaklığının bir ürünüydü. Fluence, az yakan, içi geniş, donanımlı, iyi bir yol arkadaşıydı. Türkiye’de de çok sattı ama asla bir Renault gibi hissettirmedi. O da Kore otomobili havasındaydı. İçi falan benziyor gibi görünse de asla Megane’ın sadanı gibi bir algı yaratmadı. Şöyle düşünün bir modelin ismi değişiyorsa, o ürün çok satsa da başarısız olmuştur. Kârlı olmak imajı etkilemez. Zaten bu yanlıştan dönüldü ve Megane Sedan geri döndü. Latitude ve Fluence isimlerinin tarih olması da beni haklı çıkarıyor. Tabii başka hilkat garibeleri de var ama Avrupa’yı ilgilendirmediği için çok bilmiyoruz. Örneğin, Nissan Micra’yla aynı olan Pulse. Bunun gibi çok model var. Daha da garibi, Dacia’yı alt marka olarak konumluyorsunuz ana birçok pazarda Duster’ı, Logan’ı, Sandero’yu Renault logolu olarak satıyorsunuz. Bu da bence bir çelişki. En güzel örnek ise Symbol. Uzun süre Tükiye’nin en çok satan otomobili olan Symbol artık bir Dacia. Kısaca Renault son dönemde tamamen satışa ve kârlılığa yöneldi. Ne Fransız kimliği, ne de imaj umurlarında değil. Neyse ki, hâlâ Clio, Megane, Talisman ve Espace gibi modeller Fransızlığını koruyor. Umarım bu modeller de bir sonraki nesillerinde bozulmaz. Renault’nun aksine Peugeot ve Citroen ise Fransız kimliğini daha da abarttılar. Özellikle Peugeot’un i-Cockpit’i oldukça fark yaratıyor. Gerçi onların da Mitsubishi’den aldıkları Peugeot 4007 gibi modelleri vardı ama tamamen başarısız oldu ve vazgeçtiler. Zaten ben başka bir markadan alınmış bir ürünü, kendi logosuyla satıp da başarılı olan bir marka görmedim. Alfa Romeo ve Lancia da Fiat’dan aldıkları platformlarla bütün marka imajlarını bitirdiler. Neyse ki, Alfa durumu kavradı ve Giulia gibi safkan bir model tasarladı. Bu örnekler o kadar çok ki, teknolojinizi kendiniz geliştirmiyorsanız, başka markalardan ürün alıyorsanız, sadece kısa vadeli satış başarısı kazanıyorsunuz. Ama uzun vadede başarısızlık kesin gibi. Bozulan imaj ise çok uzun zaman geri gelmiyor…
Mert YILMAZ

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş