KADINLAR İÇİN PORSCHE: VW BEETLE
Eyl18

KADINLAR İÇİN PORSCHE: VW BEETLE

Kaplumbağa, Tosbağa, Vosvos ve hatta Tosbağagen… Siz hiç başka bir modele Türkçe isim takıldığını gördünüz mü? En azından ben Renault Clio’ya ceylan, Seat Leon’a leylek diyeni görmedim. Demek ki Volkswagen Kaplumbağa’nın (Käfer-Beetle) bir farklılığı var. Çoğu kişi tarafından bilinen 70 yıllık öyküsünden bahsetmenin bir anlamı yok ama 2003’e kadar (Brezilya’da) üretilmesinin ardında bir gerçek yatıyor. Çok sevimli bir tasarıma sahip olması, basit yapısıyla uzun yıllar hizmet etmesi gibi etkenler bir yana yaratıcısının Ferdinand Porsche gibi bir dahi olması Kaplumbağa’nın arkasındaki en önemli itici güç oldu. Peki, ben bu otomobilin aslında bir Porsche sayılabileceğini biliyor muydum? Hayır, sadece The Beetle’ı görünce ilk ağzımdan dökülen söz ‘Kadın Porsche’si oldu. Hakikaten de biraz yüksek bir Porsche 911’i andırıyor. Mert de bu yorumum üzerine VW’nin hikayesini anlattı. Daha sonra internetten de araştırdım, ilk Porsche olan ve baba-oğul Porsche’ler arafından geliştirilen 356, üstünden bastırılmış bir Kaplumbağa’ya benziyor. Kısaca bu detayları da öğrendikten sonra VW markasına saygım biraz daha arttı zaten bir Polo kullanıcısı olduğumu da belirtmek istiyorum. The Beetle ’a geçmeden önce bunun aslında ilk yeni versiyon olmadığını da söylemek lazım. VW, New Beetle adıyla 1997’den 2010’a kadar ürettiği modelden sonra 2011 yılında fotoğraflarını gördüğünüz The Beetle’ı yarattı. Açıkçası New Beetle bu kadar ilgimi çekmemişti. Benzer bir tasarımı olmasına rağmen güncel model çok daha etkileyici hale gelmiş. Eskisine göre geniş, basık ve sportif görünüyor. Retro tasarımlı otomobilleri seviyorum. Fiat 500 ve MINI bunlara çok iyi bir örnek. Hatta Mert’e ısrar ediyorum teste alması için. 500 ve MINI de çok güçlü bir tarihe sahip olmasına rağmen bence eski bir modelin yeniden yaratılması fikrine en çok yakışan model Beetle. Çünkü 70 küsür yılda 21.5 milyon adet satılmış bir dedesi var. Neyse artık dedeyi bırakalım da toruna geçelim. Bu torun, büyükbabasından daha bilge ve olgun. Rock’çı bir dedenin atom mühendisi torunu gibi. Fakat genlerinde olan sevimlilik, ailenin küçük üyesine de aynen aktarılmış. Bu arada torunun tek işi ders çalışmak olarak algılanmasın. Spor salonlarına da gittiği belli çünkü sevimliliğin yanında kaslı da görünüyor. Mert, iki gün boyunca sana öyle bir otomobil getireceğim ki bayılacaksın demişti fakat tüm ısrarlarıma rağmen modelini belirtmedi. Söylediğine göre aynen beni yansıtıyormuş. Tabii bu iki gün merak içinde geçti. Buluşacağımız noktada uzaktan beyaz Beetle’ı görünce, içindekine bile bakmadan, yeni konuğum olduğunu anladım. O sırada sevinçten zıplamışım. Uzaktan beni gülerek izleyen Mert de fotoğraflarda mutlaka zıplamam gerektiğini söyledi. Ne yapalım, emir büyük yerden biraz basket oynayacağız. Beetle’ı görünce bu otomobili paylaşmak istedim. Zaten eski Kaplumbağa’da da insanlar aynı duyguyu yaşıyormuş. Hatta vitrinde görünce satın alma, ona sahip olma dürtüsü zirveye ulaşıyormuş. Amerika gibi bir devler ülkesinde, küçücük bir otomobilin bu kadar satmasının başka izahı yok zaten. Paylaşmak derken, direksiyondan bahsetmiyorum, onu asla bırakmam. Bana sağ koltukta oturacak...

Devamını Oku
Sanki kadınlar için yaratılmış: Renault Captur
Eyl04

Sanki kadınlar için yaratılmış: Renault Captur

İlk yazımda da belirtmiştim, Mert’in bana bir Ferrari ya da Porsche kullandıracağını düşünmüyorum. Ancak bu kez karşıma öyle bir otomobil ile çıktı ki, ilk görüşte bayıldım ve kendimi ikinci konuğum Renault Captur’ün üzerinde buldum. Evet gerçekten üstünde! Ne olduğunu anlamayan Mert, bana anlamsız bakışlar atarken aşağıda gördüğünüz fotoğraf ortaya çıktı. Dış görünümüne gerçekten bayıldığım Captur’ün çift tonlu gövde rengi ve farklı jant seçenekleri sunduğunu duyduğunda “bu kombini en iyi ben yaparım” diyecek birçok kadın olacağına eminim. Bir kadın olarak moda olanı takip etmek ama aynı zamanda da fark yaratmak isteriz ya, Renault tam da bunu yapmış. Şehirli SUV modası tüm markaları sarmışken bu pazara girmiş ancak dış ve iç donanımda sunduğu geniş kişiselleştirme seçenekleriyle farkını konuşturmuş. Captur’e geçmeden evvel sizinle bir anımı paylaşmak istiyorum. Şimdilerde iyi bir bayan şoför sayılabileceğimi otomobilime binen arkadaşlarımdan duymak beni çok mutlu ediyor. Çok diyorum çünkü ehliyetimi; çoğunuz gibi sadece birinci vitese atıp, otomobili zor bela yerinden kaldırıp, aynalarımı kontrol edip, 200 metre gidip-gelerek almış biri olarak, sevgili babam ile müsait yollarda test sürüşleri yapmaya çok hevesliydim. Kendisi bütün sabrıyla saatlerini benimle, direksiyon başında geçirdi ancak öyle bir noktaya gelmiş olacak ki; “Cerenciğim herkes otomobil kullanmaya yetenekli olmak zorunda değil, sen de kullanma” diyerek bu turları sonlandırdı. Buna oldukça hırslanmış olduğumu hatırlıyorum. Kendimi geliştirmek için otomobil bile kaçırarak (umarım babam okumaz bu yazıyı) sonunda iyi bir kadın sürücü oldum. Kim bilir, babam belki de beni gerçekten hırslandırmak için numara yapmıştır. Bunları anlatıyorum çünkü birçok kadın sürücünün aynı ruh halinde olduğuna eminim. Otomobil kullanmaya başlarken, olaya 1-0 yenik başlıyoruz. Çünkü herkesin kafasında kadınlar otomobilden anlamaz, kullanamaz algısı var. Bu da bizim daha fazla tedirgin olmamıza neden oluyor. Nereden nereye değil mi? Otomobil kullanmaktan vazgeçmesi söylenen biri, bugün Renault Captur’ün koltuğuna oturmuş, tüm Türkiye’yle izlenimlerini paylaşıyor… Mesaj vermeyi bırakıp, konuğumuza dönsek iyi olacak sanırım. Otomobilin dış görüntüsünde ikinci dikkatimi çeken Renault’nun yeni marka kimliğine uygun dev logo ve arkada yuvarlak hatlara sahip bagaj oldu. Oldukça dikkat çeken bu otomobil içinde, bir bakanın gözünü alamadığı sürüşüm boyunca iç mekânı da keşfettim. Erkeklerle kadınlar arasında teknolojiye ilgi ve merak konusu ciddi farklılıklar var. Ya da benimle Mert arasında mı demeliyim? Veya sadece ben miyim, siz karar verin. Mert, tüm fonksiyonlara sahip orta konsoldaki multimedya sistemini tıkır tıkır kullanırken, ben zorlandım açıkçası. Navigasyon sistemine adapte olmakta zorlanmadım ama internete bağlanma özelliğine karşı kendimi babaanne gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim. Söz müziğe geldiğinde ise dokunmatik ekranda her şeyi kolayca ayarlayabildiğimi fark ettim. Kişilerin genel olarak ilgilerinin yoğun olduğu noktalarda başarılı olduğunu düşünen ben, yanılmadığımı bir kez daha gördüm. Captur’ün iç mekânında kişiselleştirilebilen özellikler dışında ilk dikkatimi çeken, yolcu bölmesinde yer alan torpido gözü oldu. Adeta bir çekmece gibi hiç ezilmeden yan...

Devamını Oku
KADIN GÖZÜYLE VOLVO V40 CROSS COUNTRY
Ağu26

KADIN GÖZÜYLE VOLVO V40 CROSS COUNTRY

İtiraf ediyorum ben bir otomobil uzmanı da değilim yazar da. İşim halkla ilişkiler ve etkinlik yönetimi. Ama Mert’in ısrarlarına dayanamayarak automagg ailesine katıldım. Aslında iyi bir kullanıcı olduğumu düşünüyorum. En azından direksiyona yapışmış vaziyette 60 km/s hızla otobanda giden kadın sürücülerden değilim. Bunu Mert gibi eski bir otomobilci de onayladığı için ayrıca mutluyum. Sonuçta otomobiller erkeklerin egemenliğinde araçlar değil. Kadın sürücülerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Hatta yarışlarda dahi birçok kadın pilotun start aldığını görüyoruz. Otomobillere erkeklerin gözünden bakmadığımız doğru. Bir-iki istisna dışında yağ kokusundan hoşlanan, lastik değiştirmeyi seven bir kadın olacağını düşünmüyorum. Ayrıca kaç beygirmiş, en fazla ne kadar hıza ulaşıyormuş gibi detaylar da bizim pek umurumuzda değil. Bagaj kapağını açarken fazla güç gerekiyor mu, kapı kolu tırnaklarımızı kırar mı gibi erkeklerin aklına gelmeyecek konular bizim için fazlasıyla önemli. Elbette çocuklarımızı taşıdığımız, alışverişe gittiğimiz otomobilin güvenli ve fonksiyonel olması da birinci önceliklerimizden. Kadınları genellemek istemem ama benim için tasarım da çok önemli. Cicili bicili çizgilerden, komik renklerden bahsetmiyorum. Kadınların ilgisini çekmek için sevimli olmasına uğraşılmış otomobiller bana itici ve fazla zorlama geliyor. Satın alacağım otomobil kişilik ve tarz sahibi olmalı. Ayrıca yaşam stilime de yakışmalı. Bir gece kulübüne gittiğimde, içinden inerken beni yansıtmalı ama günlük hayatta da tüm fonksiyonlarıyla işimi görmeli. Fazla şey mi istiyorum? Ya da bu tip otomobiller fazla mı pahalı olur? Bence alakası yok. Uygun fiyatlı ama karakter sahibi birçok otomobilin sokaklarda gezdiğini görüyorum. Lafı fazla uzatmayayım, Mert bundan sonra aldığı test otomobillerinin bazılarını bana da kullandıracak. Tabii bir Ferrari vereceğini sanmıyorum. Muhtemelen kadınların seveceği modelleri tercih edecektir. Ben de bu otomobilleri kadın gözüyle değerlendirmeye çalışacağım. İlk konuğum Volvo V40 Cross Country. Öncelikle şunu söylemek istiyorum, ilk heves olarak Mert’ten önce yazdığım için bozuldu biraz ama çok sevdim V40’ı. Hemen yazmak istedim, elimde değil. Tarz sahibi otomobiller pahalı olmak zorunda değil dedik ama bu hakikaten pahalı. En azından kullandığım model öyle. V40 Cross Country ailesinin en pahalı üyesi olduğu için 117 bin TL’den başlayan fiyatlarla satılıyor. Diğer yandan görünüm aynı kalmak şartıyla 77 bin TL’ye satılan modeller de var. Açıkçası gücü beni ilgilendirmiyor, o nedenle satın alacak olsam 77 bin TL’lik model beni fazlasıyla tatmin ederdi. Üstelik araştırdığım kadarıyla o da otomatik şanzımanlı ve gücü de 180 HP. Yani günlük hayatta kullandığımı VW Polo’mdan neredeyse 100 beygir daha kuvvetli. Erkek gibi yazmaya başladım galiba, hemen özüme dönüyorum. Volvo V40 Cross Country, kesinlikle kişilik sahibi bir otomobil. Ama bence fazla kaslı bir erkeğe benziyor. O nedenle standart bir V40 bana daha cazip gelebilir. Diğer yandan daha yüksek olan oturma pozisyonu bir SUV kullanıyormuşsunuz izlenimi yaratıyor ki, bu da oldukça keyifli. Geçtiğimiz yıl iş nedeniyle uzunca bir süre XC60 kullanmış ve neredeyse aşık olmuştum. Yani Volvo’ya pek yabancı...

Devamını Oku