330 HP’lik Porsche 928 GT restorasyona girdi
Eki08

330 HP’lik Porsche 928 GT restorasyona girdi

Uzun zamandır işlerimin yoğunluğundan dolayı automagg’a yazı yazamadım. Bu arada sevgili Mert, bir de e-dergi çıkarttı. Kendisini kutluyorum, umuyorum uzun soluklu bir yayın olur. Çünkü otomobil dünyasının kaliteli içerikli yayınlara çok ihtiyacı var. Geçtiğimiz yazımda, genç pilotlara faydalı olur diye düşünerek kariyerimden bahsetmiştim. Şimdi de benim için özel bir otomobil hakkında bir-iki şey karalamak istiyorum. Beni tanıyanlar 34 S 7777 plakalı 1991 model Porsche 928 GT”me olan düşkünlüğümü iyi bilirler. Birçok otomobil kullandım, sahip oldum ama 928 hep başka oldu. Ne yazık ki 10 yıldır garajda yatıyordu, onunla ilgilenemesem de aklımın bir köşesindeydi. Geçtiğimiz günlerde bu otomobili restore edip, oğlum Rüzgâr’a 18’inci yaş gününde ehliyet hediyesi vermek gibi bir fikir belirdi kafamda. Tabii bunun için 928’i çok güvenilir bir ustaya teslim etmem gerekiyordu. Hem otomobilin geçmişini bilen hem de çok uzun yıllardır birlikte çalıştığımız Orhan Ekren’den başkası olamazdı bu. Kırmızı 928, şu anda kuru kasa kalana kadar soyuldu. Çok da acele etmeden orijinaline uygun olarak restore edeceğiz. 928, Porsche için önemli bir model. 1977’den 95’e kadar tam 18 yıl üretildi. Bu uzun bir süre olsa da 911’in yanında bir anlam ifade etmiyor tabii. Günümüz otomobilleri çok güçlü ve güvenli ama bir o kadar da heyecansız. Birçok otomobil tutkunu aynı şeyi düşünüyor. Eski otomobillerin sürüş zevki şimdikilerde yok. Bolca beygir gücüne sahipler ama hem elektronik destek sistemleri hem de ağırlıkları nedeniyle sadece hızlılar. Oysa spor bir otomobil için hızlı olmak yetmez. Biraz da agresif olmalı, sürücüsünden belli bir düzeyin üstünde kabiliyet beklemeliler. Yeni modeller dediğim gibi çok hızlı ama yaşlı bir sürücünün günlük hayatta kullanacağı kadar da sakin olabiliyorlar. Herkes otomobil yarışçısı değil elbette, olmak zorunda da değil ama benim tercihim eskinin sinirli yapıdaki sürücü otomobilleri… 928 de işte tam böyle bir model. Hayatına 4.5 lt V8’le ve 240 HP güçle başlayan Porsche 928, daha sonra gittikçe güçlendi ve hacmi de arttı. 1987’de 32 supapa geçen Porsche, silindir hacmini de 1980’de geçtiği 4.7 lt’den 5.0 lt’ye yükseltti. Bendeki 928 de bu motora sahip ve 6200 d/d’de 330 HP güç ile 430 Nm tork üretiyor. 1992’de silindir hacmi 5.4 lt’ye güç ise 350 HP’ye kadar yükseldi. 911 gibi Porsche’lerin aksine önden motorlu olan 928, elbette arkadan itişli. Zaten keyfi de buradan geliyor. Beş ileri manuel şanzımanın yanında, özellikle Amerika pazarı için üç ve dört ileri otomatik şanzımanlarla da üretilen 928, 5.6 saniyede 0-100 km/s hızlanmasını tamamlıyordu ve maksimum hızıysa 274 km/s’ydi. Böyle bir otomobille arkadan kaymayı kontrol etmeyi öğrendikten sonra kullanamayacağınız otomobil yok gibi. Orhan Usta’nın restorasyonundan sonra da ilk günkü performansa kavuşacağına inancım tam. 928’le anılarımı ve restorasyon detaylarını daha sonra sizlerle...

Devamını Oku
“Gönüllerin Şampiyonu” olmak çok daha değerliydi
Eyl02

“Gönüllerin Şampiyonu” olmak çok daha değerliydi

Automagg’daki ilk yazımda Mercedes E 180’den bahsetmiştik. Bu kez gerilere gidelim istedim. Motorsporlarına nasıl adım attım, nasıl ilerledim paylaşmak istiyorum. Belki genç arkadaşlara bir örnek olur.  Çoğu erkek çocuk gibi otomobillere ciddi bir ilgim vardı. Yıllar geçtikçe giderek büyüyen bu ilgi beni otomobil sporlarına yöneltti. Murat Kaçar gibi o dönemin ünlü Bursalı pilotları da hevesimi artırıyordu. Spora başlamak için ehliyetimi alana kadar adeta gün saydım. Ehliyet problemini hallettikten sonra sıra otomobil bulmaya gelmişti. Dedemi zorla ikna ederek onun Murat 131 Doğan’ıyla Mudanya Tırmanma yarışında ilk startımı aldım. İlk yarışta elde ettiğim birincilikle, bu işi yapabileceğimi hem kendime hem de yakın çevreme ispat etmiş oldum. Kariyerimin ilk yıllarında daha çok tırmanma ve rallikros yarışlarında mücadele ettim. 1991 yılında Ali Deveci’den satın aldığım Opel Manta ile birçok yarışa girdim. Profesyonelce hazırlanmış bu otomobille kendimi camiaya tanıtmayı başardığımı düşünüyorum. Daha sonra belli dönemlerde ara vererek 1996 yılına kadar geldik. O yıl Türkiye Tırmanma Şampiyonası Kategori 3 birinciliğini elde ederek ilk resmi şampiyonluğumu kazandım. Motorsporları ile çok erken tanışsam da rallilere ciddi anlamda katılımım biraz geç oldu. 1997 yılında Opel’den gelen teklifle Türkiye Ralli Şampiyonası’nda mücadele etmeye başladım. 1999 yılında da İngiltere’de Peugeot 106 Challenge’a katıldım. O dönemde Türkiye’nin en iyi takımı Team Atakan’dı. Gerek İskender Atakan’ın yarıştığı zaman gerekse de Volkan Işık’la birlikte hem yurtiçinde hem de yurtdışında birçok başarıya imza atmışlardı. Her pilot gibi benim de hedefim Team Atakan’da yarışmaktı. Bu isteğimi de defalarca İskender Atakan’la paylaşmıştım. 2000 yılında Volkan Işık’ın takımdan ayrılmasıyla bana sürpriz bir teklif geldi ve kariyerimde adeta dönüm noktası oldu. O zamana kadar sadece yedi rallide start almama rağmen Dünya Ralli Şampiyonası’nda dönemin en gözde otomobili Toyota Corolla WRC’yi kullanacaktım.  Bu genç bir pilot için rüya gibi bir olaydı. Erkan Bodur gibi deneyimli ve başarılı bir co-pilot sağ koltuğuma oturtulmuş, geçmişi başarılarla dolu deneyimli bir ekibin tüm imkânları da benim için seferber edilmişti. Dünya Ralli Şampiyonası için çok tecrübesiz olsam da bana güvenenleri mahcup etmediğimi düşünüyorum. 33 puan toplayarak WRC FIA Teams Cup’ta üçüncü olmayı başardık. Tabii o yıl sadece dünyada değil Türkiye’de de şampiyona kovaladık. Keyifli bir sezondan sonra ilk Türkiye Ralli Şampiyonluğumu 2000’de kazandım. Team Atakan, 2001’de Teams Cup’da yarışmama kararı aldı ve sadece Türkiye Ralli Şampiyonası’nda mücadele ettik. O yıl da şampiyon olmayı başardık. Team Atakan’dan ayrıldıktan sonra kendi takımımı kurmak istedim ama bu sadece yarışan bir takım olmayacaktı. Belli bir hedefe doğru ilerlemeliydi, sosyal bir mesajı da bulunmalıydı. Team Taksi, yeterli sponsorluk desteği bulunabildiği takdirde, sürücülük yeteneklerini geliştiren, taksi şoförlerinden dünya çapında pilot yaratılmasının amaçlandığı bir organizasyondu. Uluslararası motorsporları platformunda büyük başarıya imza atabilecek bir Türk takımı yaratmayı amaçladık. Tüm şoförlerin bir araya geldiği bir platformla motorsporlarının Türkiye’de gelişimi için de çalışmalar yapmayı...

Devamını Oku
Küçük motorlu büyük Mercedes
Ağu18

Küçük motorlu büyük Mercedes

Geçenlerde bir iş için İstanbul’daydım. Mert’le de buluştuk, uzun zamandır bana site ve e-dergi projesinden bahsediyordu. Yayına başlamasına çok sevindim, siteyi inceledim ve çok beğendim. Tabii bu sitede yazı yazmadan da olmazdı. Hem Mert’e söz vermiştim hem de doğruların anlatıldığı mecralara çok ihtiyaç var diye düşünüyorum. Benim işim tabii ki yazmak değil ama otomobilleri ve motorsporları dünyasını hissettiğim kadarıyla dile getirmeye çalışacağım. Öncelikle basın dünyasından biraz kısa olarak bahsetmek istiyorum. Aktif olarak yarıştığım dönemde yaşanan eksiklikleri basının hiç dile getirmediğine çok şahit oldum. Bugün motorsporlarının düştüğü durumda basının da çok hatası var. Basın doğruları yazmayınca halkın da olan bitenden haberi olmuyor doğal olarak. O nedenle Mert’e ilk tavsiyem bu oldu, sonuçları ne olursa olsun okuyucuya doğru bilgi vermek gerekli. Bir de tabii uzman basın mensuplarına ihtiyaç var. İlk yarışmaya başladığım dönemden beri Atıl Atılgan, Mert Yılmaz, Yiğit Top, Gürkan Çağlar gibi isimlerin bu spora ve otomobillere ne kadar aşık olduğunu gördüm. Bu tip isimlerin çoğalması gerekli. İki yarış seyredip, üç değişik otomobil kullanmakla otomobil gazetecisi olunmuyor maalesef. Gelelim asıl konumuza. Mert’le buluştuğumuzda altında bir Mercedes test otomobili vardı. Bana otomobilin teknik özelliklerinden hiç bahsetmeyeceğini, sadece ne hissettiğimi merak ettiğini söyledi. E-Sınıfı olduğunu tabii ki anladım ama arkasına bakmadığım için E 180 mi E 250 mi hiç dikkat etmedim. Motoru çalıştırır çalıştırmaz benzinli olduğu kulağıma geldi. Derinden gelen hoş bir sesi vardı. Eski Amerikan otomobilleri gibi direksiyonun arkasında olan vites topuzunu D’ye getirdim ve başladık İstanbul sokaklarında dolaşmaya. Otomobil tipik bir Mercedes olduğunu hemen hissettiriyordu. Çok konforlu bir süspansiyon, zengin donanım, çok gösterişli olmayan sade ama seçkin görünüşlü bir kabin… Trafik sıkışık olmasına rağmen keyifli bir yolculuktu. Uzun zaman yarışmış biri olarak zaten sokaklarda hızlı otomobil kullanmam, ayrıca böyle bir otomobille buna ihtiyaç da yok. Ama kısa bir deneme fırsatım olduğu için otobana da çıktık. Gaza bastım, otomatik şanzıman önce bir vites ufalttı ve otomobil başladı hızlanmaya. İnsanın nefesini kesen bir hızlanma değildi ama fazlasıyla yeterli olduğunu düşündüm. Yüksek hızda direksiyon hissi çok başarılıydı. Yarışmaya arkadan itişli otomobillerle başladığım için bu tarz modelleri çok severim. Ama dediğim gibi bu büyük bir otomobildi ve açıkçası eğlenmekten çok insana huzur içinde yolculuk etme duygusu veriyordu. Bu nedenle, ESP sistemini kapatıp otomobili kaydırmayı falan hiç düşünmedim. Yine de aldığım his virajlı yollarda da cüssesine göre çok rahat kontrol edileceğiydi. Bir-iki saatlik bir İstanbul turundan sonra otomobili Mert’e teslim ettim ve o giderken arkada E 180 yazdığını gördüm. Daha sonra internette araştırdığımda bu otomobilin Türkiye’ye yeni geldiğini ve silindir hacminin sadece 1.6 lt olduğunu okudum. Ama turbo sayesinde 156 HP güç üretebiliyordu. İnanın E 180’i kullandığımda 1.6 lt olduğunu hiç düşünmedim. Sesinden dört silindirli olduğu belliydi ama bu kadar küçük hacimli olmasını hiç beklemiyordum....

Devamını Oku
“SPORCUMUZ BU DURUMU HİÇ HAK ETMİYOR”
Haz29

“SPORCUMUZ BU DURUMU HİÇ HAK ETMİYOR”

Son bir yıl içerisinde yaşananlardan dolayı sporculuktan çok soğudum ve artık pilot koltuğuna oturmak bile istemiyorum. Bu spora, bu zamana kadar maddi ve manevi olarak çok şey verdim. Ama bizim sporcumuz gelinen bu durumu hiç hak etmiyor. Son 12 yıldır sporu yöneten Mümtaz Tahincioğlu ve ekibinin sporu getirdiği durum ortada. Bu durum hakkında yorum yapmaya hiç gerek yok. 9 Kasım öncesi seçim sürecinde Satvet Çiftçi’ye destek oldum. Ancak seçimi Demir Bey kazandı. Kendisi, samimi bir çalışma ile olumlu işlere imza attı. Ancak altı ay gibi kısa bir sürede kendisinin önünü kestiler ve istifa etti. Çözüm arayışları içinde benim de adım gündeme geldi. Sürekli telefonlar aldım. Başkan adayı olmam istendi. Bu konuyu çeşitli kişilerle hem yüz yüze hem de telefonla konuştuk. Her ne kadar 9 Mayıs sonrası adaylık durumu gündeme gelse de, benim 9 Kasım 2012 öncesi süreçte de başkanlık fikri aklımdan geçiyordu. Yani herkes bunu yeni bir durum gibi düşünse de aslında bu önceden beri aklımdan olan bir durumdu. 9 Kasım’daki seçimde olduğu gibi, 4 Temmuz’daki seçimde de beni asbaşkan olarak ekibine davet edenler oldu. Ancak ben bunu önceden olduğu gibi, şimdi de reddettim. Eğer başkanlık için aday olsaydım sporda temiz bir sayfa açmak istiyordum. Yepyeni bir kadro ile sporu yönetmek ve hak ettiği yere getirmek için çalışmak gerekli. Sporun içinden gelen ama bu zamana kadar yönetim kademelerinde olmamış, yepyeni bir ekip ve anlayışla spora yön vermek hedeflenmeli. Bu arada, şunu da özellikle belirtmek isterim, başkanlığa aday olanların açıkladığı yeni ve farklı hiçbir proje yok. Söylenen tek şey; her şey daha iyi olacak, çok daha güzel olacak. Bunu söyleyenler de, bu zamana kadar zaten bu sporu yönetenlerdir. Bu durumda insanın aklına şu geliyor, bu zamana kadar olmadı da, şimdi mi olacak? Bugün ne...

Devamını Oku