Hyundai’nin kompakt sınıfa hediyesi: i30
Tem25

Hyundai’nin kompakt sınıfa hediyesi: i30

Geç de olsa ikinci nesil Hyundai i30 ile birlikteyiz. 2012 yılında satışa sunulan ve Koreli markanın kompakt sınıftaki prestijini artırarak en iyiler ligine girmesini sağlayan bu otomobili daha önce de kullanmış, çok beğenmiştim. automagg’a start verince sürüş için ilk almak istediğim otomobillerden biri oldu. Neden mi? Nedenine geleceğiz… Önce Hyundai nereden nereye geldi ona bir bakalım. 1947 yılında bir inşaat şirketi olarak kurulan Hyundai’nin motorlu araçlara yönelimi 1967 yılında oldu. Yani 100 yılı devirmiş rakipleri arasında oldukça genç bir marka. Dergilerde ilk yazmaya başladığım yıllarda kötü otomobilleriyle ünlüydü. Daha doğrusu kötü demek abartılı olur, ucuz fiyatının karşılığını veren ama basit otomobiller diyelim. O dönemde daha 25 yaşında genç bir delikanlı olan Koreli markanın bendeki imajı yakın zamana kadar öyle kaldı. İki-üç yıl evvel Kore’deki Ar-Ge merkezini ziyaret ettiğimde hayretler içerisinde kalmıştım ama hâlâ tam olarak uyanamamışım demek ki… Bu arada sadece Kore’de değil; Almanya, Japonya, Amerika ve Hindistan gibi ülkelerde de araştırma-geliştirme merkezleri bulunuyor. Kısaca, 90’ların başında kullandığım Excel’den i30’a gelene kadar sadece 20 yıl gibi bir zaman geçti ama Hyundai bu arada çağ üstüne çağ atladı. Şimdiyse asırlık markaları kıskandıracak ürünlere imza atıyor. Koreli marka, bir önceki nesil modellerinde de yükselişini hissettirmeye başlamıştı ama hâlâ en iyilerle rekabet edecek kadar olgun değildi. 2012’de pazara sunulan güncel i30 ise rahatlıkla VW Golf ile karşılaştırılabilir, muhtemelen bazı displinlerde rakibini dize de getirecektir. Hyundai i30 pazara çok yakın zamanda sunulmadığı için zaten pek çok dergi ve sitede kritiklerini okuduğunuzu varsayıyorum. Zaten yollarda da bolca mevcut, o yüzden tasarımı şöyle, bu motor seçenekleri var gibi detaylara girmeyeceğim. Sadece çok beğendiğim bir model olduğundan bir de ben anlatayım istedim, yoksa içimde kalacaktı. Belki Hyundai’ciler bu yorumlarıma kızacaktır ama 10 yıl önce asla satın almayacağım ilk beş markanın zirvesinde Hyundai yer alıyordu. Şimdi nasıl i30 alırım onun planlarını kuruyorum. Peki, neden bu kadar başarılı buluyorum bu otomobili? Detaylar aşağıda: BİRİNCİ SINIF SÜSPANSİYON i30’un en beğendiğim yanı süspansiyonu. Bir dönem arkası çok zıplıyor, içim dışına çıkıyor diye Accent taksilere bile binmeyen ben, bugün yazdıklarıma inanamıyorum ama i30 sonuna kadar hak ediyor. İlk nesil i30’un pazara sunulduğu sırada, Hyundai belli konularda ön plana çıkmak istedi. Yol tutuş bunlardan biriydi. Bu isteklerini başardılar ama ilk nesil i30 bence bir aile için fazla sertti. En sıradan otomobilin süspansiyonunu bile sertleştirirseniz, yol tutuş nispeten daha iyi hale gelir. Ama çare bu değil tabii ki. Gerçek mühendislik, bunu konfordan da ödün vermeden yapabilmeyi gerektirir. Sonuçta spor bir otomobil değil altımızdaki. Yeni i30’da ise dengeyi inanılmaz kurmuşlar. Kompakt değil sanki üst orta sınıf bir otomobil kullanıyorsunuz hissi yaratıyor. Otobandaki yol dalgalanmalarında bir Amerikan otomobili gibi yumuşakça yaylanırken, iş viraja girmeye gelince de izinden sapmıyor. Üstelik sağa sola yatıp tedirginlik de yaratmıyor. Eskiden...

Devamını Oku