Genciz, hevesliyiz, ateşliyiz, dirençliyiz… Elli yıl önce böyleydik. Hız olan her konuda olduk. Göztepe’deki kalkışlardan, Bağdat yarışlarına. Balkan rallilerinden, yurt içi yarışlara. Hâl Pistinden, Körfez’e kadar…
Hatta Ankara Hipodrom’dan, İzmir Bornova toprak parkura kadar… Arkadaş aracı, otobüs, minibüs… Mutlaka giderdik. Bu heyecana, bu yüreğe, bu sevgiye bağlıydık hep… Çoğul yazıyorum, yanımda hep birileri oldu. Kulakları çınlasın hepsinin. Amaç bende, sürate giden yolda takım çalışmasını izlemekti. Tamam, araç iyi ama kim yapmış, kim bakımını üstlenmişti?.. Bu kısım da benim için çok önemliydi.
Zamanla çevre gelişti. Değişik otomobilleri olan kişilerle arkadaş oldum. Otomobil dostlukları paha biçilmezdi… Her şeyi ayak üstü onlardan öğreniyorduk. O zamanlar bu işlerin okulu eğitimi yoktu. İstanbul sokakları o zamanlar zengindi. Amerikan muscle car da vardı, Renault Alpine, Porsche 911, Ferrari Dino da… Rahmetli Ali Sipahi hep Rumeli Caddesi’ne (kaldırıma) ralli otomobilini park eder, yorgun evine çıkardı. Önceleri (1970) Citroen’di tercihi, sonra BMW 2002 olmuştu. (ZH plakalı) Gece dondurmacıya çıkar, her seferinde de araçlara bakardım.
Önceleri roll-bar yoktu. 1973’e doğru zorunlu olmuştu. Uludağ Tırmanma en popüler yarıştı o zamanlar. Corvrtte 454, Plymouth GTX, Mustang’ler yarışmaya giderdi… Sonra duyduk ki Anadol’u ile Renç (Koçibey) hepsini geçmişti. Bu işe pek aklım ermedi… Acaba mı dedim hep… Sonra, Harbiye Ordu Evi karşısında bulunan Galeri Yalçın’a Shelby Cobra GT 350 geldi. Sarı/kırmızıydı. Vurulmuştum. Hiç unutmam 1 milyon 200 TL idi fiyatı. Gidip Şişli’nin arka sokaklarında 24 daire alabilirdin bu paraya. İnanılmazdı… Sonunda, Emirgân eşrafından Mebru Bey satın aldı otomobili. Uzun süre göremedim. Ama hep hayalimdeydi.
Sporda ise, Renault (Taksim’de) Tofaş (Şişli’de) Anadol (Renç’in gayreti ile) güzel bir rekabet içine girmişlerdi. Escort parçası uyduğu için Anadol şanslıydı. Renault, zaten 12 Gordini ile sportif bir çizginin içindeydi. Fakat Murat 124, Türkiye’de alttan cam’lı üretildiği için İtalya’da karşılığı yoktu. Azmi Avcıoğlu ve Mauro Morigi gidip gelip bu zorluğu aştılar. Ve ilk yurt dışı zaferimiz Bulgaristan’da Levent Pekün ile geldi.
Tüm bu hikâyeyi yazarken, bu yarış araçlarına binmiş birisiyim şükür. Biraz da amatörce ralli yaptım hasbel kader… Rahmetli Ayhan Tokyay’ın da desteğini almış biriyim. Bu otomobil işine olan sevgim, beni otomobil fuar ve reklâmcılığına sürükledi. Çeşitli markalarla iletişimim oldu. Bazı yarış takımlarının promosyon işlerin aldım. Sonunda kaderim Sabah Gazetesi ile kesişti. Beni aldılar, sevdiler, görevler verdiler… Hepsini en iyi şekilde yapmaya gayret gösterdim.
Sonrasında, OtoHaber’i kurduk. Ardından Hürriyet Auto Show, ardından İhlas Auto Motor und Sport ve Milliyet OtoMoto ile yaşam sürdü. Çalıştığım her dergide, benden Test istendi. Yıllarca ama yıllarca hevesle bu çok sevdiğim işi her hafta yaptım. Olsun yurt içinde, olsun yurt dışında. Çok badire atlattım. En önemlisi, geçtikten bir saniye sonra arkama bir tır’dan konteyner düşmesiydi. Daha neler neler…
Ama ben hep ama hep otomobil sürdüm. Düşünmeksizin, dinlenmeksizin… 1974 yılında ehliyet almamla başlayan bu macera şimdi 2024’ü bitiriyor. Yâni tam 50 yıl. Şimdi gelelim işin kerevetine… (Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine) Kervet, yâni işin tepesine. Bunca yıl otomobil sürdüm, bende bir karma oluşturdu bu iş. Otomobil, en az 2.0 litre, tek kapılı spor, basık ve hızlı olmalıydı. Süspansiyon konfor kaygısıyla sert olmuyordu zaten… (Ne yapalım?) Şartım buydu, kendi kendime.
Hep bu kıskaç içinde otomobil sürdüm. Tek kapı falan… Ama tam mutlu edemiyordu bu spor araçlar beni. Tamam, süper sporlara da bindim, Ferrari, Maseratti. Porsche gibi… Ama bunlar iyi güçle ilerleyen otomobillerdi… Beni hiç heyacan ve dehşete düşüremediler… Böyle hissediyordum. Spor yapmış ruhum, hep kısa şanzımanı, atak motor tipini arıyordu… Hep ama hep…
50 yıl sonra tesdüfen bir otomobil keşfettim. Kasa, dizayn, roadster… Motor ve şanzıman tam istediğim gibi, çevik ve atak… Süspansiyon ise fabrika çıkışı pist süspansiyonuydu…
İnanamadım…
İçinde çığlıklar atıyor, bağırıyor, çağırıyordum…
Bana yıllarını vermiş eşim, delirdiğimi sandı.
Hemen, piyasada çok makbul olan dizelimi sattım ve…
Aşık olduğumu aldım.
Meğer bu güne kadar sevdiğimi almıştım.
Aşık olduğumu değil.
Şimdi her yerde aşkımı utanmadan yaşıyorum…
Doya doya…
İnşallah ölene dek de bu aşk sürecek.
Nurican HIZIR








