Üç ayrı sınıf tek bir araçta: Peugeot Rifter
Tem09

Üç ayrı sınıf tek bir araçta: Peugeot Rifter

Her zaman bahsediyoruz, SUV çılgınlığı birçok sınıfı bitirdi. Bir dönemin gözdeleri, geniş ailelerin ilk tercihi MPV’ler artık neredeyse yok olma noktasına geldi. Biliyorsunuz Fransızlar MPV üretme noktasında çok başarılıydılar. Hatta hatırlayacağınız üzere Avrupa’nın ilk MPV’si Renault Espace’dır. Peki, bir SUV’un güçlü görüntüsünü, MPV’lerin fonksiyonelliği ve bir hafif ticari aracın geniş yükleme kapasitesiyle birleştirirseniz ne olur? Bu sorunun cevabını Monaco’da düzenlenen test sürüşünde bulduk. Tüm bu özellikleri tek bir potada eriten bu aracın adı Peugeot Rifter. Ülkemizde de çok sevilen hatta bir dönem üretilen Peugeot Partner’ı iyi tanıyorsunuz. İşte bu model artık tamamen ticari araç olarak üretilecek. Eskiden Partner Tepee olarak bildiğimiz binek versiyon ise ismini değiştirdi, Rifter adını aldı ve artık kendi kanatları üstünde uçacak. Yüksek yapısı ve SUV’ları aratmayan kaslı çizgileriyle oldukça sportif görünen Peugeot Rifter, gerçek bir hobi aracı haline gelmiş. Tabii hâlâ yüksek bir taşıma kapasitesine sahip ve kabini de fonksiyonelliği üst seviyeye taşıyacak çözümlerle dolu. Kısacası, değişen pazar koşulları göz önünde bulundurularak, üç ayrı sınıf müşterisini kendine çekebilecek bir araç yaratılmış. Yedi koltuk opsiyonu da var Fransız markanın en güncel tasarım diline sadık görünümüyle dikkat çeken yeni Peugeot Rifter, bu sınıfta benzersiz olan Peugeot i-Cockpit ile donatılmış. Bu tasarım stili ve kaliteli malzemeler, zengin donanımla birleşince hafif ticari araç duygusundan tamamen kurtulunmuş. Yeni bir platform üzerine inşa edilen Rifter, önde güncel EMP2 süspansiyon yapısını kullanırken, arkada yük taşıma kapasitesinin artması için eski modelin geliştirilmiş bir versiyonunu kullanıyor. Beş veya yedi koltuklu olmak üzere iki farklı gövde uzunluğuyla üretilen yeni Peugeot Rifter, modüler ve pratik yapısıyla çok yönlü kullanım özellikleri sergiliyor ve MPV’leri aratmıyor. PSA’nın İspanya ve Portekiz tesislerinde üretilen Rifter, yılın son çeyreğinde Türkiye’de satışa sunulacak. İddialı tasarım Peugeot Rifter, tasarımıyla güncel Peugeot ürün gamına ait olduğunu hissettiriyor. Modern ve güçlü ön tasarım, 3008 gibi modellere benzer şekilde aslan logosunu dikey konumlu ön ızgaranın ortasında konumlandırıyor. Aslan pençesinden esinlenilen tasarım ön farların orta kısmında LED imzası ile bütünleşiyor. Kısa ve yatay konumlu motor kaputu, yüksek omuz çizgisi, kısa ön ve arka aks çıkıntıları kaslı yapıyı desteklerken, gövdeye entegre edilen tavan rayları tasarımın ahengini bozmuyor. Şişkin çamurluk ağızları ve SUV’ları andıran plastik kaplamalar güçlü ve modern görünümü destekliyor. Jant opsiyonları ise 17 inçe kadar çıkıyor. Arka tasarımı domine eden büyük bagaj kapağı devasa bir bagaja açılırken markanın imzası niteliğinde olan üç pençe şeklindeki stop lambaları da dikkat çekiyor. Bagaj kapağı camının ayrı olarak açılması, dar yerlerde yükleme-boşaltma yapabilmek adına iyi düşünülmüş bir özellik. Rifter, standart gövde tipi ile yetinmeyen ve daha büyük bir araca ihtiyaç duyanlar için 35 cm daha uzun ikinci bir gövde tipiyle de üretiliyor. Artan uzunlukla doğru orantılı olarak kabin içindeki yaşam alanı ve fonksiyonellik de artıyor. Modern iç mekân Yeni Peugeot Rifter,...

Devamını Oku
Yeni Peugeot 508’i Monaco’da kullandık
Tem08

Yeni Peugeot 508’i Monaco’da kullandık

İtiraf ediyorum ki, yeni Peugeot 508’in ilk fotoğraflarını gördüğüm an büyülendim. Gerçi şimdiye kadarki tecrübelerim, asıl kararımı otomobili canlı gördüğümde vermemi söylüyordu. Çünkü bildiğiniz gibi medya fotoğrafları; dünyanın en iyi fotoğrafçıları tarafından, en güzel mekânlarda, en iyi açılardan kareleniyor. Bu bir bilim, kaba tabirle ‘tipsiz’ bir otomobil bile güzel gösterilebilir. Tabii işin içinde bir de retouch denen photoshop operasyonları kısmı var. Diğer yandan bu bir zevk meselesi, benim beğendiğimden hoşlanmak zorunda değilsiniz. O yüzden yazılarımda uzun uzun tasarımdan bahsetmeyi pek tercih etmiyorum. Yine de otomobil satın alma kararında en önemli unsurların başında tasarım geldiğini de unutmamalıyız. İşte yeni Peugeot 508’in Monaco’da düzenlenen uluslararası basın lansmanına giderken kafamda bu düşünceler dolaşıyordu. İşin bir başka boyutu da tasarımın her şey olmadığını bilecek kadar uzun süredir bu işin içinde olmam. Eğer bir otomobil; güvenli, verimli, fonksiyonel, performanslı ve rafine bir sürüşe sahipse, kötü görünse bile pazarda şansı olabilir. Tabii bu ilk anda olmaz. Kulaktan kulağa iyi bir otomobil olduğu yayıldıkça satış şansı da aynı oranda artar. Bütün bunlara sahip olmayan ama iyi görünen bir otomobilse ölü doğmuştur. Yani Peugeot 508, pazarda başarılı olmak istiyorsa, sportif göründüğü kadar sürüşüyle de bunu ispatlamalı. Son dönemde üretilen Peugeot modellerinin bunu nasıl başardığını iyi bildiğimden aslında 508’den kuşkum yoktu ama mutlaka kullanmak ve kesin kararı ondan sonra vermek lazımdı. Tüm seçenekleri kullandık Monaco’ya verdiğimizin ertesi günü, sabahın erken saatlerinde 508’ler bizi karşıladı. Değişik renk seçenekleri, donanım paketleri ve farklı motor seçenekleriyle emrimize sunulmuşlardı. Bu arada otomobili canlı gördüğünde ne düşündün diye sorabilirsiniz. İnanın fotoğraflardan bile iyi görünüyor. Zaten Peugeot, bu radikal sedanında (aslında bir sedan değil, liftback demek daha doğru çünkü bagaj kapağı arka camla birlikte açılıyor) klasik orta sınıf otomobillere rakip olmayı düşünmüyor. Yani ilk anda akla geldiği gibi VW Passat ve Renault Talisman gibi otomobilleri hedeflemiyor. Asıl rotasında VW Arteon gibi coupe görünümlü sportif araçlar var. Bunun için bir önceki nesil 508’e göre uzunluk ve yükseklik azalmış, genişlik ise artmış. İşte bu kadar sportif görünmesinin asıl nedeni bu. Peki, Fransızlar neden böylesine radikal bir değişikliğe imza atmış? Klasik bir orta sınıf sedan tasarlasalardı daha fazla satmazlar mıydı? Aslında durum öyle değil. Son on yılda düşüş gösteren geleneksel D segmenti sedan satışları, Avrupa pazarında son dört yıldır mevcut seviyesini zor da olsa koruyor. Tüketim alışkanlıklarındaki değişim ve özellikle tasarımsal heyecan beklentisi, müşterilerin SUV segmentine kaymasına neden olurken, büyük hacimli sedan otomobillerin hayatta kalması iyice zorlaştı. Bunun için daha sportif bir sürüş ile özgün bir tasarıma sunmak gerekiyor. Müşterilerin ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran tasarımcılar, alışagelmiş geleneksel bagaj kapağına sahip dört kapılı bir sedan yerine, beş kapılı “fastback” gövde tipine sahip bir coupe-sedan formu tercih etmişler. Coupe tarzında aerodinamik çizgilere sahip olan 508, 1.40 metrelik yüksekliğiyle daha...

Devamını Oku
Renault Captur sürüş izlenimi
Kas18

Renault Captur sürüş izlenimi

Küçük SUV’lar içinde rekabet hızla artıyor. Peugeot 2008, Opel Crossland X ve son günlerde Skoda Karoq, Hyundai Kona gibi modellerin de yarışa girmesiyle birlikte bu sınıftaki liderlik mücadelesi kompakt sınıftan daha çetin geçeceğe benziyor. Tabii burada belirleyici kriterin fiyat/kalite endeksinde oluştuğunu düşünürsek; içten içe artırdığı kalitesiyle Renault Captur artık daha iddialı hale geliyor. Daha iyi malzeme kalitesi, dış görünümündeki botoks görmüş olan Pure Vision teknolojisine sahip LED’li xenon farları, ağabeyi Kadjar’ın tarzını yansıtan ızgara ve ön tampondaki değişikliğiyle artık taze bir ciltle karşımıza çıkıyor. Ayrıca yeni renkler, isteğe bağlı sunulan nappa-deri koltuklar ve Bose ses sistemi daha fazla donanım arayan kullanıcıları etkileyebilir. Bunlara ek olarak yeni Captur’da artık kör nokta uyarı sistemi de var. Avrupa’nın en çok satan şehirli crossover modeli Renault Captur, kullanıcı dostu özelliklerinden ödün vermeksizin daha çarpıcı bir stil ve yeni teknolojilerle donatılmış. Captur’ün en temel özelliklerinden biri olan iki tonlu kişiselleştirme özelliği yenilenen versiyonda da yer alıyor. Kullanıcılar, 30’u aşkın kombinasyon sayesinde kişisel zevkini otomobilinin tasarımına da yansıtabiliyor. Ayrıca aydınlık bir iç mekân sağlayan sabit cam tavan da opsiyon olarak seçilebiliyor. Captur, Renault’nun yeni marka kimliğinin imzası olan far tasarımına sahip. Full-LED ‘Pure Vision’ teknolojisi, tasarıma katkısının yanı sıra güvenliği de artırıyor. Renault Captur, Clio’yu dar bulan, Megane veya Kadjar gibi daha büyük otomobillere adım atmaya hazır olmayan kullanıcılar için ideal bir araç. Yenilenen Captur’ün kabinindeki değişim dışından çok daha fazla. Yenilenen kapı panelleri, yeni direksiyon simidi, konsola entegre edilen ekran ve plastik kalitesi fark edilir oranda değişmiş. Renault R-LINK Evolution adını taşıyan ekranın kapasitif dokunmatik yapısı çok daha sezgisel ve en gelişmiş multimedya özelliklerine sahip. Ayrıca kabindeki izolasyonun da geliştiğini söylemek mümkün. Otomobil her anlamda eskiye göre daha tok ve sessiz. Süspansiyon bozuk yollarda dahi iyi çalışıyor, engebeli noktalarda da küçük bir SUV’a göre tatminkâr işler ortaya çıkarıyor. Touch, Icon ve Outdoor olmak üzere üç farklı donanım seçeneği bulunan Captur’da birçok farklı paket de opsiyonel olarak sunuluyor. Eğer ki bir SUV’da cam tavan takıntınız varsa, Icon ve Outdoor versiyonlarını tercih etmeniz gerekiyor. Captur, R&Go, Media Nav Evolution ve R-LINK Evolution olmak üzere üç multimedya sistemi ile üst düzey bir araç içi teknolojik deneyim sunuyor. Sistemler bluetooth, navigasyon, sürüş destek sistemlerinin yönetimi gibi sürüşü kolaylaştıran ve güvenli hale getiren teknolojilere sahip. Captur’deki arka park sensörü ve geri görüş kamerası gibi yeni kapsamlı sürüş yardımcıları (ADAS) yolculukları daha güvenli ve konforlu hale getiriyor. 455 lt’lik bagaj hacmi devasa değil belki ama küçük bir crossover için yeterli seviyede… Kaputun altında bildik 1.5 lt’lik dCi ünite kullanılıyor. En iyi ikili olan dizel motor ve otomatik vites seçeneğiyle sunulan Captur, sürüş keyfini olumlu yönde etkileyen EDC (çift kavramalı) şanzımana sahip. EDC, diğer otomatik vites kutularına oranla düşük yakıt tüketimi düzeyi...

Devamını Oku
Hibrit uzmanı: Toyota Auris Hybrid
Kas10

Hibrit uzmanı: Toyota Auris Hybrid

Toyota Auris, hibrit motoruyla kompakt hatchback sınıfında kendisini farklılaştırmayı hedefliyor. Auris Hybrid’in hedefi heyecanlı bir sürüş ya da performans değil. Kaliteli bir iç mekâna ya da üstün bir yol tutuşa da sahip olmayabilir. Fakat kaputunun altında sunduğu hibrit ünite kesinlikle dizelleri kıskandıracak bir tutumluluğa sahip. Ülkemizde sınıfında tek hibrit motor seçeneği sunmasıyla dikkatleri çeken Auris, Avrupa’da Volkswagen Golf ve Audi A3 gibi rakiplere sahip. Fakat rakiplerinin yüksek başlangıç fiyatları Auris’i özellikle Avrupa pazarında önemli bir avantaja sahip olmasını sağlıyor. 102.950 TL’den başlayan fiyatlarla ülkemizde satılan Auris Hybrid, sınıfının çoğu dizel-otomatik modelinden daha uygun bir giriş etiketine sahip. Auris’te kullanılan motor Prius’tan tanıdık. 1.8 litrelik benzinli motora, 82 HP’lik elektrik motoru destek oluyor. Bu elektrik motoru nikel metal hidrit pillerle besleniyor. Hibrit ünite sayesinde Auris, sınıfının en az CO2 salınımı yapan ve en tutumlu otomobillerinden biri olmayı başarıyor. Hibrit motorlara hâlâ güvenmeyenler veya tanımayanlar olabilir fakat günümüzde Toyota logosu altında milyonlarca hibrit araç yollarda geziyor. Ülkemize her ne kadar geç girmiş olsa da, Japon marka yıllardır bu teknolojiyi kullanmaya devam ediyor. Auris’in motor çalıştırma tuşuna bastığınızda duyacağınız tek ses aracın çalıştığına dair gelen ‘bip’ sesi oluyor. Eğer yeterli şarja sahipseniz uzun bir süre de motor sesi duymadan yolunuza devam edebiliyorsunuz. Şarjınız azaldığında benzinli motor hafif bir sarsıntıyla devreye giriyor. CVT şanzımanın karakteriyle birlikte devirli şekilde hızlanan Auris, benzinli olarak çalışırken bile sessiz bir otomobil olmayı sürdürüyor. Sessiz olan motor konfor hanesine artı puan olarak yazılırken, süspansiyon sistemi için aynı şeyleri söylemek pek de mümkün değil. Çoğu rakibine göre sert kalan süspansiyon, bozuk yollarda kabine fazlaca sarsıntı yansıtıyor. Sert süspansiyonun yol tutuşa da fazla katkısı bulunmuyor. Auris daha yumuşak süspansiyona sahip birçok rakip modele göre yol tutuş konusunda geri kalıyor. Fazla yumuşak olan direksiyon sistemi şehir içi kullanımlarda avantaj olurken, uzun yolculuklarda yol tutuşa negatif etki yapıyor. 1.8 litrelik motoruyla Auris Hybrid hantal bir otomobil değil. Düşük devirlerden itibaren canlı motora sahip olan Auris’in elektrik motorunu frene basarak ya da inişlerde ayağınızı gazdan çekerek şarj edebilmeniz de mümkün.Auris Hybrid’in en yetenekli olduğu kısım ise tutumluluk. Fabrika verisi 4.1 lt/100 km’lik ortalama değer birçok dizel motoru kıskandıracak seviyede. Bu fabrika verisi değeri tutturmanız da çok da zor olmuyor. Kilometrede 91 gr’lık CO2 emisyon değeri de Auris’in çevreye ne kadar dost bir otomobil olduğunu kanıtlıyor. İç mekânda hibrit versiyonda az da olsa değişiklik gösteriyor. Ufalan vites topuzuna alışmak biraz zaman istiyor. Kabinde kullanılan malzeme kalitesi hâlâ sınıfının Alman rakiplerine göre kalitesiz kalıyor. Önde ve arkada ideal yaşam alanının sunan Auris, 360 litrelik bagaj hacmiyle de yine sınıf standartlarını karşılıyor. Özerk IHLAMUR TEKNİK ÖZELLİKLER Model Toyota Auris 1.8 Hybrid Fiyat 102.950 TL Motor 1798 cc, 4 silindirli, DOHC, 16V Güç 99 + 82 HP...

Devamını Oku
Eğlence standart: Fiat 124 Spider
Kas09

Eğlence standart: Fiat 124 Spider

Fiat 124 Spider’ın geçmişi 1966 yılına kadar uzanıyor. 1966-1985 yılları arasında üretilen 124 Spider, tasarımı ve eğlenceli sürüşüyle markanın en kült modellerinden biri olmayı başarmıştı. Fiat, 500 modelinin yeni versiyonu ile geçmişte yaşanmış başarılarını tekrar etmeyi hedeflerken, sırada 124 Spider’ın olduğunu tahmin etmek çok da güç değildi aslında. 2015 yılında Los Angeles Otomobil Fuarı’nda tanıtılan yeni 124 Spider’ın en büyük süprizi Mazda MX-5’in altyapısını paylaşıyor oluşuydu. Dünyada milyonluk satış rakamlarını yakalayan ilk roadster otomobil olma unvanını taşıyan Mazda MX-5’in tercih edilmesi, Fiat 124 Spider’ın daha yollara çıkmadan bile ne kadar eğlenceli bir otomobil olabileceğinin ipuçları sayılabilirdi. Fiat 124 Spider, ülkemize 1.4 litrelik 140 HP gücünde Multiair isimli turbo beslemeli benzinli motorla giriş yaptı. Bu motoru ister altı ileri otomatik isterseniz de altı ileri manuel şanzıman ile tercih edebiliyorsunuz. Fiyatlar ise seçtiğiniz donanım ve şanzıman seçeneğine göre 145 bin TL’den 170 bin TL’ye kadar uzanıyor. Başlangıç fiyatına baktığımızda kardeşi Mazda MX-5 120 bin 250 TL’lik bir etikete sahip. Söz konusu eğlence olduğunda tabii ki manuel şanzımanı, otomatiğe tercih ederim. Zaten Fiat da bunu düşünmüş olacak ki, test aracımızı manuel şanzımanlı bize teslim ettiler. Altı ileri manuel şanzıman, MX-5’te olduğu gibi gücü arka tekerleklere iletiyor. 240 Nm torka sahip 1.4 litrelik turbo motor, 124 Spider’ı 0’dan 100 km/s hıza 7.4 saniyede çıkartabiliyor. Bu otomobilin asli görevi hızlanma ya da motor gücü değil. En büyük amacı eğlenceli bir sürüş sunuyor olması. 124 Spider kağıt üstünde güçlü gözüken fakat yolda o kadar da performans gösteremeyen bir motora sahip olsa da her virajda gaza ufak dokunsanız dahi arka tarafını bırakabilen bir otomobil. Yani performans tarafındaki eksiğini, eğlenceli sürüşü ile kapatmasını iyi biliyor. Özellikle ESP sistemini kapattığınızda her virajda drift yapıyormuş hissini size tattırıyor. Kontrol edilmesi kolay olan 124 Spider, net direksiyon sistemi ile komutlarınıza iyi bir şekilde karşılık veriyor. 1050 kilogramlık 124 Spider, hafifliği sayesinde tutumlu olmayı da başarıyor. 1.4 litrelik turbo motor sakin kullanımda ortalama 6.4 lt/100 km’lik bir tüketim değerine sahip. Tentesi manuel olarak kaldırılan otomobil, yolda bütün gözleri üzerine çekebilecek bir tasarıma sahip. 124 Spider, Mazda MX-5’e nazaran daha keskin hatlara sahip. Bu sebeple daha sportif duruyor. İç mekân direksiyon simidinin üstündeki Fiat logosu hariç MX-5 ile birebir aynı. İki kişilik 124 Spider’da bir bardaklık bile bulunmuyor oluşu can sıkıcı olabiliyor. Sert süspansiyon, bel,sırt ve boyun ağrısı olanlar için sıkıntı yarabilecek kadar sarsıntı iletiyor kabine. Bu sarsıntılar daha 10 bin km’ye bile gelmemiş test aracımızın içerisinden tıkırtılar gelmesine sebep olmuş. Test aracımız, 124 Spider’ın en yüksek donanım seviyesine sahipti. Zengin bir donanım listesine sahip 124 Spider, Gusto paket ile birlikte dokuz hoparlörlü Bose ses sistemini de sunuyor. Oldukça iyi ses kalitesine sahip bu sistem, aracın üstü açıkken de kaliteli sesiyle dikkatleri...

Devamını Oku
VW Arteon sürüş izlenimi
Kas08

VW Arteon sürüş izlenimi

Aslında Arteon, CC’nin yeni nesli fakat Volkswagen yetkilileri aracı yepyeni bir model olarak tanıtıyorlar ve biz de buna saygı duyuyoruz. Saygı duymamızdaki en büyük sebeplerin başında ise Arteon’un tasarımı geliyor. Arteon bugüne kadar gördüğüm en çarpıcı Volkswagen tasarımlarından biri olabilir. Özellikle artık markanın da diğer modellerinde de kullanmaya başlayacağı ön yüzü, yolda gözleri üzerinize çekiyor. Profilden bakıldığında arkaya doğru alçalan tavan çizgisi, Arteon’un coupe gibi görünmesini sağlıyor. Arka taraf ise tasarımın en sade olan yeri. CC’ye oldukça benzeyen arka tarafta, büyük Volkswagen logosu ilk göze çarpan detaylardan biri… Passat’a göre 10 cm daha uzun olan Arteon, aks aralığı olarak da 5.0 cm daha uzun. Bu durum Arteon’a dışarıdan bakıldığında Passat’a göre daha heybetli durmasını sağlıyor. Uzayan aks aralığı aynı zamanda arka taraftaki yaşam alanını da ferahlatıyor. Kabine geçtiğimizde ise diğer Volkswagen modellerine benzer bir kokpitle karşılaşıyoruz. Sade ve şık gözüken kabin tasarımının, Arteon gibi sportif bir modelde biraz daha kendinizi farklı hissetmenizi sağlayacak detaylara yer vermesini beklerdim doğrusu. 12 inçlik dijital gösterge paneline Tiguan ve Passat’tan alışığız. Çözünürlülüğü başarılı, istediğiniz bilgileri rahatça kontrol edebiliyorsunuz. 9.0 inçlik multimedya ekranı da yine arayüz ve çözünürlülük olarak sınıfının en iyilerinden biri… Malzeme ve işçilik başarılı. Eşya gözü olarak biraz sıkıntılı fakat sonuçta Arteon safkan bir aile otomobili değil ve bu yüzden bu konuda fazla eleştirilmeyi hak etmiyor. Arka tarafa geçtiğimde ise uzayan aks aralığının etkisini çok daha iyi gördüm. Diz mesafesi beklediğimden çok daha genişti. Arkaya doğru alçalan tavan sebebiyle uzun boylu yolcular için baş mesafesi biraz sıkıntı olabilir fakat benim gibi 1.80 cm’ye yakın bir boya sahipseniz rahat edebilirsiniz. 563 litrelik bagaj hacmi, Passat’ın az da olsa gerisinde fakat yeterli alanı sunuyor. Özellikle arka camla birlikte açılan bagaj kapağı eşya yüklemeyi kolaylaştırıyor. Volkswagen Arteon ülkemizde tek motor ve iki farklı güç çıkışıyla satılıyor. 2.0 litrelik turbo dizel motoru ister 150 HP’lik önden çekişli olarak, isterseniz de 240 HP’lik dört tekerlekten çekiş sistemiyle satın alabiliyorsunuz. Test aracımızın kaputunun altında 240 HP güç üreten ve 500 Nm tork değerine sahip ünite bulunuyordu. Bu motor gücünü dört tekerleğe yedi ileri çift kavramalı DSG şanzıman üzerinden iletiyor. 500 Nm tork her devir aralığında başarılı bir ivmelenme sunuyor. Gaza tam bastığınızda sırtınızı koltuğa yapıştırmayı başaran Arteon, 0’dan 100 km/s hızlanmasını sadece 6.5 saniyede tamamlıyor. Dört tekerlekten çekiş sistemi sayesinde güç kaybı yaşamadan hızlanan Arteon, dizel motorun avantajıyla da ortalama 5.9 litrelik bir tüketim değerine sahip. Bu değeri tutturmak pek mümkün olmasa da sakin kullanımlarda 7.0 lt/100 km’lerde gezebiliyorsunuz. Biraz gaza bastığınızda ise 10.0 lt/100 km’ye çıkabiliyorsunuz. Volkswagen Arteon başarılı yol tutuşuyla da övgüyü hak ediyor. Süspansiyon sistemi hem konfor hem de iyi yol tutuşu başarılı şekilde ayarlıyor. Dört tekerlekten çekiş sisteminin de yardımıyla viraj çıkışlarında gaza...

Devamını Oku
Mercedes GLA sürüş izlenimi
Eyl11

Mercedes GLA sürüş izlenimi

Model gamını genişleten Mercedes, tüketicilerinin her ihtiyacına yönelik mo­del­ler üretiyor. A Serisi, B Serisi ve CLA ile aynı platformdan yükselen GLA’ da premium crossover sınıfında önemli satış rakamlarına imza attı. BMW X1’in yenilenmesinden sonra biraz demode kalan GLA’da kapsamlı bir güncellemeden geçirildi. Dış tasarımda yeni elmas desenli ön ızgara, yeni farlar ve LED gündüz aydınlatması ile birlikte yeni renk ve jant seçenekleri de geldi. Kabinde ise çok fazla değişiklik yok. Yeni döşeme seçenekleri ve kromajlı kumanda düğmeler ilk göze çarpan detaylar. Malzeme kalitesi Audi kadar olmasa da başarlı. Fakat eşya gözü sıkıntısı makyajdan sonra da devam ediyor. Ön tarafta yaşam alanı idealken, arkaya geçildiğinde A Serisi gibi klosturofobik bir ortam var. Özellikle uzun boylu yolcular biraz sıkıntı yaşayacaklardır. GLA’da artık Aktif Fren Yardımcısı da standart olarak sunuluyor. Öndeki araca olan mesafenin güvelik sınırının altına düştüğünde sürücüyü uyaran sistem, gerektiğinde fren de yapabiliyor.481 litrelik bagaj hacmi BMW X1’in gerisinde kalıyor fakat çekirdek bir aile için yeterli alanı sunuyor. A Serisi’nde revize edilen süspansiyon sistemi GLA’da da kullanılıyor. Makyajdan önce sert olması yönünde oldukça şikayet edilen süspansiyon sistemi, biraz daha konfor odaklı olmuş. Gelen sürüş modları da makyajın artılarından. Yenilenen GLA’da AMG paketle birlikte isteğe bağlı olarak daha alçak süspansiyon tercih edilebiliyor. Yenilenen GLA ülkemize 156 HP güç üreten 1.6 litre turbo benzinli ve 109 HP güç üreten 1.5 litrelik dizel motor seçenekleriyle satılıyor. Her iki motor seçeneğinde de manuel şanzıman bulunmuyor. 7 ileri otomatik şanzımanla kombine ediliyor. Test aracımızda yer alan 156 HP’lik 1.6 turbo benzinli motor sportif sürüşe de olanak tanıyor. 8.9 saniyede 0’dan 100 km/s hıza çıkabilen GLA 200, alt devirden itibaren turbonun da desteğiyle canlı karaktere sahip. Yol tutuş konusunda sınıfının en iyisi olan GLA, başarılı direksiyon sistemiyle de övgüyü hak ediyor. Yalıtım olarak sınıfının en sessiz modellerinden biri olan GLA, yol ve motor sesini kabine hemen hemen hiç sızdırmıyor. Fabrika verisi ortalama 5.9 litrelik bir değer verilse de, bu değeri tutturmanız hiç de kolay değil. Şehir içinde agresif bir sürüş tercih ederseniz 10 litrelerin aşağısına düşme şansınız yok. Sakin kullanımda ise 8.5 ila 9.0 litreler arasında yolculuk yapabiliyorsunuz. Yenilenen GLA fiyat konusunda da rakiplerinden avantajlı konumda bulunuyor. Benzinli versiyonlara baktığımızda; BMW X1 194.800, Audi Q3 187.173 TL’den başlarken, GLA 185.200 TL’lik fiyat etiketine sahip. Ulaşılabilir Mercedes modellerinin başında gelen GLA, sportif tasarımı, performanslı motoru, zengin donanımı ve rekabetçi fiyatıyla sınıfının en çok satılanı olacağa benziyor. Özerk IHLAMUR TEKNİK ÖZELLİKLER Model Mercedes GLA 200 Fiyat 185.200 TL Motor 1595 cc, 4 silindirli, DOHC, 16V, turbo Güç 156 HP 5300 d/d Tork 250 Nm 1250 d/d 0-100 km/s 8.8 sn Maksimum hız 215 km/s Şanzıman 7 ileri otomatik Yakıt tüketimi 5.9 lt/100 km Bagaj hacmi 421 lt Ağırlık...

Devamını Oku
Rakipsiz: Skoda Kodiaq
Eyl10

Rakipsiz: Skoda Kodiaq

Son yıllarda birçok marka pazar paylarını genişletmek için yeniliklere imza atıyor. Seat, Ateca ile yerden yüksekler ligine girerken, Skoda da Kodiaq ile SUV segmentine dahil oldu. Hatta Alfa Romeo bile Stelvio modeliyle SUV sınıfına giriş yaptı. Son yıllarda ülkemizde dahil olmak üzere satış grafiğini hızlı bir şekilde artıran Skoda, yeni nesil Superb ile geçtiğimiz yıl Türkiye’de yılın otomobili seçilmişti. Superb’ün başarısını devam ettirme niyetinde olan Çek marka, Kodiaq ile de yukarı çıkan satış grafiğini daha da tepeye tırmandıracağa benziyor. Ülkemizde sadece 1.4 litrelik TSI motorla satılan Kodiaq’ı manuel ya da DSG şanzıman seçeneğiyle satın alabiliyorsunuz. Aynı zamanda dört tekerlekten çekişli ya da önden çekiş seçeneğiniz de bulunuyor. Beş kişilik ya da yedi kişilik olarak tercih edebileceğiniz Kodiaq aslında Volkswagen Tiguan ve Seat Ateca ile aynı platformdan yükseliyor. Fakat boyutlarını ve yedi kişilik versiyonunu düşündüğünüzde Nissan X-Trail, Hyundai Santa Fe ve Kia Sorento’nun rakibi oluyor. Kia Sorento ve Hyundai Santa Fe’nin ülkemiz koşullarına uygun olmayan motorları Kodiaq’ı direkt olarak X-Trail’in karşına konumlandırıyor. X-Trail, dizel-otomatik kombinasyonu sunmasıyla avantajlı gibi dursa da 170 bin TL’den fazla olan başlangıç fiyatıyla, Kodiaq’ın 110 bin 900 TL’lik başlangıç fiyatının yanında dezavantajlı duruma düşüyor. Başlangıç fiyatlarına baktığımızda Kodiaq, Seat Ateca ve Volkswagen Tiguan ile hemen hemen aynı rakamlara sahip. MQB platformundan yükselen Kodiaq, sürüş özellikleri bakımından Volkswagen modelleriyle benzer sürüş hissine sahip. Çok fazla eğlence vaad etmiyor fakat konfor ve yol tutuştan ödün vermiyor. Direksiyon yumuşak ve hisli. Tepkilerinize hızlı yanıt alabiliyorsunuz. Süspansiyon sistemi hafif kasislerde kabine fazla rahatsızlık iletmiyor fakat Tiguan’a göre biraz daha sert. Özellikle bozuk yollarda ses ve sarsıntı kabine sızabiliyor. Dört tekerlekten çekişli olduğu için virajlarda yüksek yapısına rağmen önden ya da arkadan kayma eğilimi çok fazla göstermiyor. Seat Ateca’nın sunduğu sportif sürüş hissi Kodiaq’da yok fakat 150 HP’lik motor alt devirlerden itibaren canlı karaktere sahip. En büyük rakibi olan X-Trail, Kodiaq’ın yanında çok daha hantal kalıyor. Rüzgâr ve yol gürültüsü hemen hemen kabine hiç sızmıyor, bu yüksekliğe sahip bir araç için yalıtım oldukça başarılı. Skoda Kodiaq’ın başlangıç seviyesinde 125 HP’lik bir motor yer alıyor. Bu motorlu versiyonu deneme şansım olmadı ama tahminlerim göre Kodiaq’ı taşımada zorlanacağı yönünde. O yüzden benim tercihim kesinlikle 250 Nm torka sahip 150 HP’lik versiyondan yana olacaktır. Yedi kişilik ve dört tekerlekten çekiş sistemine sahip olan test aracımızın da kaputunun altında 150 HP’lik motor bulunuyordu. Bu motor alt devirlerden itibaren gelen yüksek torkla birlikte aracı rahat şekilde hareket ettirebiliyor. Altı ileri çift kavramalı şanzıman pürüzsüz ve seri geçişlere sahip olsa da her çift kavramalının sorunu olan sıkışık trafikte ısınma problemi yaşıyor. Isınan şanzımandan dolayı ise geçişler sarsıntılı olarak gerçekleşiyor. Skoda Kodiaq sınıfının en uygun fiyatlı yedi kişilik modellerinin biri olmasının yanında verimli motoru sayesinde tutumlu olmayı da...

Devamını Oku