Motorsporları hikâyelerim – 2
Oca06

Motorsporları hikâyelerim – 2

Bu köşenin ilgi çekmesi beni bayağı gaza getirdi. Biraz zaman geçsin de yeni bir şeyler yazayım diye sabırsızlanıyorum. Bu hafta ilk otomobil kullanma hikâyemle başlayayım istiyorum. Daha doğrusu ilk otomobil kullanma değil de ilk hızlı gitmeye çalışma deneyimimi… Yıl ya 1990 ya da 1991, daha ilerisi olamaz çünkü ehliyetim yoktu. 18 yaşın sonlarına doğru ehliyet aldığıma göre 1992 olma olasılığı bulunmuyor. O dönemde Bakırköy-İncirli’de boş bir arazi vardı ve rallikros yarışları için de kullanılıyordu. Şimdi o arazide bir adliye yükseliyor, keşke orası bir motorsporları kalesi olarak kalabilseydi çünkü inanılmaz seyirci oluyordu. Bu alan sadece rallikros için değil, Türkiye Rallisi’nin seyirci etabı olarak da kullanılmıştı. Rallikros demişken şimdiki gibilerden bahsetmiyorum, o dönemde aklınıza gelebilecek en büyük pilotlar da bu yarışlarda start alırdı. Yerlici, Bostancı, Atakan, Bacıoğlu, Karacan ve Koçibey gibi soyadları ne demek istediğimi anlatıyordur sanırım. Tabii Renault takımı da tam kadro yer alırdı. Hatta Nejat Avcı, bir yarış öncesinde Grup A Renault 11 Turbo ile bana da tur attırmıştı. Bir Renault hastası olarak nasıl delirdiğimi daha sonra anlatırım. Büyük pilotların sadece rallikros değil, pist ve tırmanmalara da girmesinin nedeni, o yıllarda Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın oluşuydu. Adını tam hatırlayamıyor olabilirim, Süper Şampiyona da olabilir ama bu kupayı ya da şampiyonluğu kazanmak için Türkiye’de düzenlenen hemen her yarışa girmek zorundaydınız. Dediğim gibi bir anlamda süper kupaydı. Tabii sadece rallilere girerek Türkiye Ralli Şampiyonu olmak da mümkündü ama herkesin gözü bu süper kupayı kaldırmaktaydı. Bütçeyi düşünebiliyor musunuz? Bu insanlar Lancia Delta Integrale ya da Ford Sierra Cosworth’le falan rallikros yapıyordu. Haydi parayı boşverin yorgunluğa ne diyeceksiniz? Dediğim gibi hemen her hafta sonu bir yarışa giriyorsunuz. Hem maddi hem manevi zor sezonlardı ama bir o kadar da zevkliydi. Bence şimdi de düşünülmesi gereken bir uygulama. Belki bütün pist, tırmanma ve rallikroslara girmek abartılı olur ama her daldan bir-iki yarış seçilerek böyle bir süper kupa oluşturulabilir. Şu anda rallikros ve tırmanmalar, start listesi açısından üvey evlat gibi, çok ilgi gördüğünü söyleyemeyiz. Oysa özellikle ralli için hızlı pilotların yetişmesinin ana koşullarından biri tırmanmadır bana göre. Ayrıca Renç Koçibey’in söylediği gibi otomobil sporlarının en delikanlısı rallikrostur. Murat Bostancı’nın, Yağız Avcı’nın, Burak Çukurova’nın, Orhan Avcıoğlu’nun girdiği bir tırmanmaya, rallikrosa ilgi daha yüksek olur, böyle disiplinler olduğu da bir kere daha hatırlanır. Kendimden bahsedecekken nerelere geldik? Evet, Bakırköy Rallikros parkuru… Ben nerede oturuyorum o dönem? Doğru bildiniz, Bakırköy’de. Bir gün arkadaşlarımdan biri heyecanla yanıma geldi, o da otomobillere çok meraklı. Benim tanımadığım bir arkadaşı varmış, teyzesinin Renault 9 Broadway’i hep kapıda yatıyormuş, onu kaçırıp biraz gezelim ama sen kullan dedi. Hiçbirimizde ehliyet yok ama demek ki ben biraz daha iyi kullanıyorum. Trafik tecrübem ise hiç yok gibi. Otomobili hareket ettirmek başka bir iş, kullanmak başka bir iş. Delikanlılık böyle...

Devamını Oku
Yerli otomobilde bile ikiye bölündük
Ara29

Yerli otomobilde bile ikiye bölündük

Son günlerde yerli otomobille yatıp kalkıyoruz. Hemen her konuda olduğu gibi ikiye bölündük. Bir grup tamamen kötülerken, diğeri de hiçbir detayı sorgulamadan dünyayı titreteceğimizi söylüyor. Bir ürün nasıl bu kadar siyasallaştırılabilir anlamak mümkün değil. Arkadaşlar, bu bir otomobil ve şu anda sokaklarda dolaşan ve 1800’lü yılların sonunda ortaya çıkmış bir sürü marka var. Ülkemizde de üretim yaptıkları için hatırlatma ihtiyacı duyuyorum: Renault ve Fiat’ın kuruluşu 1899’a kadar geri gidiyor. 130 yıldan bahsediyoruz. Peki, o zaman Türkiye’nin bir markası olması değersiz mi? Elbette hayır, bahsetmek istediğim otomobil denen ürünü bu kadar politize etmenin anlamsızlığı. İlk olarak, araçların gösterimi yapılmadan sosyal medyada paylaştığım bir yazıyı buraya da taşımak istiyorum. Noktasına, virgülüne dokunmadan şunları yazmışım: “Şu yerli otomobil işini politize etmeyin. Yanlışa yanlış, doğruya doğru dememiz gerekiyor. Bütün ekonomi betona bağlı, sanayi gerekli demiyor muyduk? Yok Pininfarina tasarlamış, yok içinde İngilizce detaylar varmış, yok fabrika kurulmamış. Birincisi bu bir prototip, bildiğiniz bütün ünlü markalar prototiplerini farklı ülkeden tasarım stüdyolarına, atölyelere yaptırabiliyor. Tasarımını kendin yapıp, otomobili bu işte uzman tasarım stüdyolarında üç boyutlu hale getirmek de bir yöntem. Günümüzde fabrika kurmak iş değil, üretilecek araçların ne kadar satılacağı, tasarım ve mühendislik detayları gibi bilgiler oluştuktan sonra kısa sürede kurulabilir. Diğer yandan Japon otomobillerinin kabinlerinde Japonca detaylar mı var? Artık otomotivde milliyetçilik gibi bir kavram yok, önemli olan markanın kime ait olduğu ve fikri mülkiyet hakları. Türk mühendislerine biraz güvenin. Otomotiv sektörümüz, yan sanayisiyle, yetişmiş insan gücüyle bu projeden alnının akıyla çıkacak güçte. Çok severek bindiğiniz Fiat Doblo, Fiorino, Ford Transit Courier gibi araçları bir inceleyin. Markaları yabancı olabilir ama büyük ölçüde Türk mühendisler tarafından geliştirildiler. Mesela Doblo’nun fikri mülkiyet hakları Tofaş’ta. Sonuç olarak sakin olmakta fayda var. Bu görüşlerle Devrim otomobiline muhalefet eden sığ kafalı insanlardan ne farkımız kalıyor? Bir bakalım, kullanalım, 2022’de piyasaya çıkmazsa o zaman konuşuruz tabii ki. Şu anda her şey doğru gidiyor…” Daha sonra otomobil tanıtıldı ve eleştiriler kesilmedi tabii ki. Ben de şunları yazdım: “Sabah yazmıştım ya işi politize etmeyin diye. Düşünün; Otosan, Tofaş, Oyak-Renault kurulduğunda hangi hükümetler vardı? Hepsi geldi geçti ama bu fabrikalar neredeyse 50 yıldır üretim yapıyor ve bugün ülkemizin ihracat şampiyonları. Yeni oluşuma da bu gözle bakmak lazım. O yüzden politikayı karıştırmayalım diyorum. Laf aramızda tasarımlar ve açıklanan teknik özellikler çok etkileyici…” Gördüğünüz gibi otomobil tanıtılmadan önce hiçbir detayını bilmezken de tanıtıldıktan sonra da destek olmaya çalıştım. Sadece ben değil, şu anda otomotiv basınında çalışan bütün arkadaşlarım da aynı desteği gösterdi. Birçoğunun politik görüşünü biliyorum ve aslında muhalif kimlikler ama doğru yapılan bir işi baltalamaya uğraşmadılar. Üstelik bazı arkadaşlarıma hükümetten para mı aldın gibi eleştiriler bile geldi. Burası yeri değil tabii ama gerçekten küfür etmek istediğim anlar oldu. Otomobil tanıtıldıktan sonra bu kez Pininfarina’nın...

Devamını Oku
Motorsporları hikâyelerim – 1
Ara29

Motorsporları hikâyelerim – 1

Geçtiğim haftalarda bir yazı yazdım, beklediğimden fazla ilgi gördü. Eskilerden bahsetmekten hem ben hoşlanıyorum hem de galiba okuyucular. O yüzden karar verdim, bunu bir seri haline getirmek gerekli. 89’dan beri yarış seyrediyorum, tam 30 yıl olmuş yani hikâye çok bol. Hasbelkader bir-iki pilotluk deneyimim oldu. Bunun dışında sevgili Burak Ertem’e co-pilotluk da yaptım. Tabii aklım hep sol koltukta olduğu için becerdim mi emin değilim. Hatta bir Hitit Rallisi’nde hakemlerden birine (yarış esnasında değil, antrenmanda) öyle bir soru sordum ki, çocuk eğildi ve Burak’a gülerek co-pilotunuzdan emin misiniz dedi. Gerçekten de yol hafızam kötüdür. Hatıralar demişken aklıma hemen efsane Renç Koçibey geldi. Zamanında Hakkı ağabeyin (Tolunay) Otomobil Magazin dergisinde anılarını yazardı. Her ay sabırsızlıkla beklerdim ve ilk açıp baktığım sayfalar olurdu. Tabii ki ben öyle bir motorsporları dehası ya da ülkede bu işin kurucularından bir pilot değilim ama kendime göre birçok hatıram var. Şimdi aklıma geldi, böyle bir seri oluşturmak istiyorsam, başkalarının hikâyelerine de yer verebilirim. Daha zengin bir içerik olur hatta bir arşiv yaratabiliriz. Renç Koçibey deyince aklıma ilk gelen isimlerden biri doğal olarak Serdar Bostancı oluyor. Gerçi Serdar ağabey yazdığım bir yazı yüzünden bana kırgın, uzun zamandır görüşemiyoruz. Garajına gidip onunla sohbet etmeyi, bilgi birikiminden faydalanmayı özlediğimi itiraf ediyorum. Yazdığın yazıyı yutuyor musun diyenler olabilir. Hayır, ben doğruyu yazdığımı düşünmüştüm hâlâ da arkasındayım ama İngiltere’de yaşamıyoruz. Çok kısıtlı bir camia ve ülkemizde motorsporlarını geliştirmek için uğraşan bir avuç insan var. Bu insanlar, doğal olarak sponsorlarla çalışmak durumunda ve yazdığım bir yazıyla bu ilişkilere en ufak bir zarar vermek istemem. Tabii ki bir yazıyla sponsorlar küsecek değil ama dediğim gibi daha yapıcı olmaya çalışmakta fayda var. Yine de bu, gerçekleri yazmayıp, herkesi pohpohlayacağız anlamına gelmiyor. Neyse, hatıralar dedik fazla ciddileştik. Serdar Bostancı ile ilişkim, diğer pilot ya da takım direktörlerinden çok daha farklıdır daha doğrusu farklıydı mı desem bilemiyorum. Bir kere dediğim gibi garajına çok sık ziyarette bulunurdum. Onun tahammül sınırlarını zorladığım, şimdi anlatmak istemediğim bir konu da oldu ama yine de çok hoşgörülü davranmıştı. Belki de bahsettiğim yazıyı yazarken bu ağabey-kardeş ilişkisine ya da hoşgörüsüne fazla güvendim. Ya da niye anlatmayayım diyorum ki, sonuçta hatıraları yazacağız dedik. Serdar Bostancı, yıllar evvel benden fotoğraf arşivini düzenlememi istedi. Hatta bu gönülden yapılacak bir iş değildi ve maddi bir karşılığı da vardı. İlk zamanlar fena başlamadım ama uzadıkça uzadı. 70’lerden beri yarışan birinden bahsediyoruz. Daha sonra takım haline gelen bir yapı, onlarca pilot yarışıyor… On binlerce fotoğrafı tek tek elden geçirmek, dijital devirden öncekilerin taranması, hepsini yıllarına ve yarışlara göre ayırmak… Aslında çok zevkliydi, şöyle söyleyeyim para almadan da yapılacak bir iş. Düşünsenize, motorsporlarına çok meraklısınız ve 70’lerden itibaren bir hayat hikâyesine tanıklık ediyorsunuz. Murat Bostancı’nın bebeklik fotoğrafına bakarken, bu adam...

Devamını Oku
İşte karşınızda Türkiye’nin otomobili
Ara27

İşte karşınızda Türkiye’nin otomobili

Türkiye’nin 60 yıllık otomobil özlemini gidermek ve Türkiye otomotiv endüstrisinin dönüşümüne öncülük ederek ülkemizin ilk küresel mobilite markası olmak amacıyla kurulan Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG), pazara sunacağı otomobillerin teknik ve donanım özellikleriyle ilklere ve enlere imza atmayı hedefliyor.TOGG, 2022 yılında C segmenti SUV modeli pazara çıktığında, Avrupa’nın doğuştan elektrikli ilk SUV üreticisi olacak. Türkiye’nin ilk doğuştan elektrikli, sıfır emisyonlu ve akıllı otomobili olarak üretilecek C SUV modeli, bu ilklerin yanı sıra sınıfının en uzun aks aralığı, en geniş iç hacmi, en iyi hızlanma performansı ve en düşük toplam sahip olma maliyeti gibi özellikleriyle de rakiplerinin önünde yer alacak. TOGG mühendis ve tasarımcıları tarafından ortaya konan, fikri ve sınai mülkiyet hakları yüzde 100 Türkiye’ye ait doğuştan elektrikli modüler araç platformu üzerine geliştirilmekte olan Türkiye’nin otomobili, tasarım sürecinde de bir ilke imza attı. Tasarım süreci kapsamında Türkiye’den ve dünyadan toplamda 18 tasarım evi, TOGG’un belirlediği altı farklı kriter ile objektif bir değerlendirmeye alındı. Murat Günak’ın da yer aldığı TOGG tasarım ekibi, yaptığı değerlendirmede en yüksek skoru alan üç tasarım eviyle sürece devam etme kararı verdi. Türkiye’nin otomobilinin tasarımını belirlemek için ülkemizde geniş kitlelerle yapılan otomobil satın alma davranışları araştırmasındaki bulgular doğrultusunda hazırlanan ipuçları bu üç tasarım eviyle paylaşılarak iki boyutlu tasarım yarışması süreci başladı. Bu süre zarfında 100’ün üzerinde farklı tema değerlendirildi, tüketici araştırmalarında tespit edilen beklentiler tasarım evlerine geribildirim olarak verildi. Süreç tamamlandığında her tasarım evinden gelen bir dış ve bir iç tasarım çalışması Türkiye’de geniş kitlelerle test edildi. Ortaya çıkan sonuç yine TOGG tasarım ekibi tarafından endüstrileşmeye uygunluğu konusunda değerlendirildi. Bu aşamalardan sonra dünyanın en iyilerinden Pininfarina iş ortağı olarak seçildi ve üç boyutlu tasarım aşamasına geçildi. Türk tüketicilerinin içgörüleri doğrultusunda TOGG tasarım ekibi ve Pininfarina tasarım evinin ortak çalışmaları sonucunda sadece Türkiye’de değil; dünyanın farklı coğrafyalarında da beğeni ile kabul görecek özgün bir tasarım dili ortaya konuldu. Tasarımın vücut bulup üç boyutlu hale geldiği ön gösterim versiyonu SUV ve konsept sedan modellerinin dış tasarımında yer alan belirgin ve keskin hatlar otomobillerin sağlam ve güçlü karakterini dışa vururken aynı zamanda önümüzdeki yıllarda genişleyecek ürün gamının tasarım DNA’sını oluşturuyor. SUV modelin keskin hatları, önden başlayıp yan ve arka tasarımında akıcı bir devamlılık gösteren yalın ve net çizgiler ile hayat bularak Türkiye’nin otomobiline özgün ve modern bir görünüm kazandırıyor. Izgara ve far grubu tasarımıyla tüm bakışları üzerine çeken etkileyici ön yüzü şekillendiren göz alıcı krom detaylar, yan ve arka tasarımda da devamlılık sağlayarak otomobilin prestijli görünümünü tamamlıyor. Türkiye’nin otomobili, modern ve özgün tasarımında Anadolu topraklarının köklü simgelerinden biri olan laleden esinlenmiş. Otomobilin yoldaki imzası olarak algılanacak ön ızgarasına, bütünsel şıklığı tamamlayan jantlarına ve iç mekan detaylarına modern bir incelikle işlenen lale figürleri ile birlikte Selçuklu dönemi esintileri sayesinde coğrafyamızın kültür...

Devamını Oku
Autobest 2020 Opel Corsa’nın oldu
Ara16

Autobest 2020 Opel Corsa’nın oldu

Avrupa’nın en iyisi yeni Opel Corsa oldu. Türkiye’den Okan Altan’ın da dahil olduğu 31 ülkenin gazetecilerinden oluşan uluslararası Autobest jürisi İstanbul’da yapılan test sürüşleri sonrasında yeni Opel Corsa’yı “Avrupa’da 2020 yılının satın alması en mantıklı otomobili” seçti. Yeni Opel Corsa üç nesli ile Autobest ödülünü kazanan ilk otomobil olarak tarihe geçti. Dünya tanıtımı geçtiğimiz Eylül ayında Frankfurt Otomobil Fuarı’nda yapılan yeni Opel Corsa ilk kez içten yanmalı motor seçeneğinin yanı sıra tamamen elektrikli versiyonu Corsa-e modeli ile de Avrupa yollarına çıkıyor. Tüm nesilleriyle ile bugüne kadar dünya çapında 13.7 milyon, ülkemizde ise 120 binin üzerinde satış rakamına ulaşan Corsa, 31 farklı ülkeden uluslararası gazetecilerden oluşan jüri tarafından birinci ve bununla birlikte değerinin karşılığını en iyi veren otomobil olarak seçildi. Otomotiv alanında uzmanlaşmış gazetecilerden oluşan jüri, 27-28 Kasım tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen final test sürüşleri sonrası kararını verdi. Bu ödül aynı zamanda Autobest için bir rekor niteliğini de taşıyor. Bugüne kadar hiçbir otomobil modeli üç nesil ile Avrupa’da satın alması en mantıklı otomobil seçilmemişti. “Bu ödülü aldığımız için çok mutluyuz” diyerek değerlendirmesine başlayan Opel CEO’su Michael Lohscheller şunları ekledi: “Bağımsız uzman gazetecilerin kararı, yeni Opel Corsa ile herkesin ulaşabileceği, geleceğe odaklı bir otomobil yarattığımızı gösteriyor. Yeni Opel Corsa, üstün sürüş dinamikleri ile gelişmiş, verimli ve iyi donanımlı bir otomobil. Öte yandan Corsa bu ödül ile birlikte üç kez Autobest tarafından birinci seçildi. Bu başarı kullanıcılarımıza en gelişmiş teknolojileri ve en iyi otomobili sunma vaadimizi her üç nesilde de eksiksiz yerine getirmiş olduğumuzu gösteriyor…” Ödülü değerlendiren Autobest Başkanı Dan Vardie: “Geçtiğimiz sene Autobest’te Avrupa’nın satın alınabilecek en iyi otomobilinin elektrikli yeni bir otomobil olması gerektiğini söylemiştik. Tam olarak da öyle oldu. Yeni Opel Corsa geniş kitlelere ulaşabilecek mükemmel bir elektrikli araç örneği oluşturuyor. Çoklu-enerji platformu ile yeni Opel Corsa Avrupa genelinde benzinli ve dizel olmak üzere içten yanmalı motor seçenekleri dışında bir de elektrikli versiyon sunuyor. Autobest’in kazananı yeni Corsa, marka tarihimizde bugün ile gelecek arasında bağ kuran, geleneksel güç ve aktarma organlarıyla yenilikçi güç ve aktarma organlarını bir arada sunan özel bir otomobil. Yeni Opel Corsa, elektrikli otomobilin geleceğine yön veren ve bunu geniş kitlelere ulaştıran ilk otomobil” dedi. Alman otomobil üreticisi, 2007 yılında dördüncü ve 2015 yılında beşinci nesil Opel Corsa ile, geçtiğimiz sene ise Opel Combo ile Autobest’te zafere ulaşmıştı. Şimdi ise Corsa ve Corsa-e bu geleneği sürdürüyor. Opel Corsa’nın sunduğu günlük kullanım kolaylığı, gelişmiş teknolojiler, verimlilik, heyecan verici bir tasarım ve sürüş keyfi başarının reçetesini oluşturuyor. Her bir Corsa versiyonu teknoloji harikası en güncel sürüş destek sistemleriyle donatılıyor. Buna; yaya algılama özellikliğine sahip çarpışma önleme sistemi, akıllı hız sabitleme sistemi, şerit koruma uyarı sistemi ve trafik işareti tespit sistemi gibi donanımlar da...

Devamını Oku
Mercedes yeni GLA’yı tanıttı
Ara15

Mercedes yeni GLA’yı tanıttı

Yeni Mercedes-Benz GLA dijital lansmanla tüm dünyaya aynı anda tanıtıldı. Güncel Mercedes-Benz kompakt sınıf ailesinin sekizinci modeli olarak tanıtılan yeni GLA, hem önceki neslinden daha kompakt hem de iç mekânda daha geniş ve daha güvenli. Kompakt Mercedes-Benz modellerinin en yeni üyesi GLA, sürücüyü destekleyen ve sürücünün hayatını kolaylaştıran en güncel sürüş yardım sistemleriyle kompakt sınıftaki en üst güvenlik seviyesini sunuyor. Yeni GLA, sekizinci model olarak Mercedes-Benz’in güncel kompakt sınıf model ailesini tamamlarken, aynı zamanda markanın başarılı SUV ürün gamının giriş seviyesini oluşturuyor. Önceki nesil ile kıyaslandığında daha güçlü bir karakter sergileyen yeni GLA, 1611 milimetrelik yüksekliği ile önceki nesline oranla 10 cm daha fazlasını sunuyor. Yeni GLA’da hem SUV tipi otomobillere özgü yüksek oturma pozisyonu hem de ön koltuklardaki baş mesafesi artmış durumda. Ayrıca her ne kadar yeni GLA’nın uzunluğu önceki nesline göre 1.5 cm kadar kısalmış olsa da arka koltuk diz mesafesi önemli oranda artış gösteriyor. Dik ön bölüm, kısa ön ve arka gövde uzantıları kadar otomobilin etrafını çevreleyen korumalar da arazi araçlarına özgü karakteristik tasarım unsuru olarak devreye giriyor. Yeni Mercedes-Benz GLA, kısa ön ve arka uzantılarıyla güçlü ve kendinden emin bir görünüm sergiliyor. Ön bölümde başlayan çizgi, A sütununu takip ederek kompakt cam alanların oluşturduğu yaşam alanıyla bütünleşiyor. Motor kaputunun üstündeki “güç kubbeleri” kadar 20 inçlik heybetli jantlar da kendinden emin ve dinamik tasarımı vurguluyor. Aza indirgenmiş çizgiler ve yalın tasarımın yansıması olan düzgün yüzeyler sportiflik ile modern tasarımı özenle harmanlıyor. Güçlü omuz çizgisi kadar coupe tarzında cam çizgisi de GLA’ya özgü bir tasarım özelliği olup otomobilin dinamik ve şık görünümünü daha da vurguluyor. Mercedes-Benz markasının diğer SUV modelleri gibi GLA’da da geniş boşluklara sahip olan, ortasından yatay bir çıta geçen ve merkezinde bir “yıldız” taşıyan bir ön radyatör ızgarası dikkat çekiyor. Markaya özgü bir uygulama olarak farların içi dahil olmak üzere birçok kaliteli detay dikkat çekiyor. Kaslı omuz çizgisi önden arkaya doğru genişleyerek güçlü bir arka görünümü beraberinde getiriyor. Kapıların alt kenarı ise marşpiyelerin üzerine biniyor. Böylece binme-inme hareketleri daha konforlu hale gelirken, aynı zamanda pantolon paçalarının kirlenmesi önleniyor ve daha da önemlisi yandan çarpışma güvenliği artıyor. Otomobili çevreleyen kaplamalar bir yandan ek koruma faktörü olarak devreye girerken diğer yandan ön ve arka tampon altı eklentileri gibi otomobilin off-road karakterine vurgu yapıyor. Bagaj kapağına kadar uzanan iki parçalı arka aydınlatma grubu tasarımı ve tampona entegre edilen geniş reflektör bir yandan daha geniş bir bagaj açıklığına imkan tanıyarak yükleme kolaylığını desteklerken aynı zamanda otomobilin arkadan bakıldığında daha geniş ve güçlü görünmesini sağlıyor. Donanım paketine bağlı olarak alüminyum tavan rayları ve krom kaplamalı bagaj eşiği de fonksiyonelliği desteklerken otomobilin off-road karakterini güçlendiriyor. Yeni GLA’da, ön konsol sürücü ve yolcu tarafı görsel olarak oyulmuş temel bir gövdeden oluşuyor....

Devamını Oku
Takım ruhu: BC Vision Motorsport
Ara14

Takım ruhu: BC Vision Motorsport

Bildiğiniz gibi motorsporları benim en büyük tutkularımdan biri. Genellikle önce otomobillerle ilgilenmeye başlanılır daha sonra motorsporları keşfedilir. Bende tersi oldu diyebilirim. İlk rallimi 1989’da izlediğime göre tam 30 yıl olmuş. İlk zamanlar bırakın otomobili, ehliyetimiz bile olmadığı için belediye otobüsüyle yarışa gitmeye çalışırdık. Tabii ralliler kaba tabirle dağ başında yapıldığı için düşünün neler çektiğimizi. Daha sonra bir yöntem keşfettik: Büyüklerimiz bizi yavaş yavaş tanımaya başladığı için start noktasına gider sonra birilerinden bizi etaplara götürmesini rica ederdik. Böylece öyle büyük ralli pilotlarının yanına bindik ki anlatamam. Tabii böyle anlarda sürekli sorular sorardık. Sağolsun onlar da bizim gibi gençlerin ilgisini ters çevirmez, birçok teknik ve sürüşle ilgili bilgiyi bizimle paylaşırlardı. Örneğin bir gün yarıştan dönerken Ali Bacıoğlu’nun servis aracı olan Kartal’a bindik. Sevgili dostum Yiğit Top, Ali Ağabey’den ideal çizgi hakkında bilgi vermesini istedi. O da anlatarak değil, uygulamalı olarak göstermeye başladı. Yol tutuş kabiliyetsizi Kartal, Ali Ağabey’in ellerinde bir anda pençelerini asfalta geçirmeye başladı. O yüklü ve beceriksiz Kartal’la nasıl böyle hızlı gidilir hâlâ anlamıyorum. Böyle günlerden birinde ki, yanlış hatırlamıyorsam 1994 yılıydı. Rıza Çukurova ilk genel klasman birinciliğini Kocaeli Rallisi’nde kazanmıştı. Dönüş yolunda da bizi Mitsubishi Galant’ı ile İstanbul’a getirmişti. Galant’ın içinde doğal olarak Burak Çukurova da vardı ki, o zamanlar tahmin ediyorum 15-16 yaşlarındaydı ama olduğundan da küçük gösteriyordu. Tabii biz o çocuğun iki kere üst üste Türkiye Ralli Şampiyonu olacağını bilemediğimiz için tüm ilgimizi Rıza Ağabey’e veriyorduk. Rıza-Alpaslan Çukurova kardeşlerin benim için bir başka önemi de Renault pilotu olmalarıydı. Hayranı olduğum markanın pilotları benim için ilah gibiydi. Şimdi düşünüyorum da o dönemin bütün pilotları oldukça mütevazıydı. Yukarıda bahsettiğim gibi biz gençleri aralarına almaktan hiç çekinmedikleri gibi çok şey de öğrettiler. Daha sonra otomobil basınında görev yapmaya başladığımda, özellikle de test yazılarında bu bilgilerden fazlasıyla faydalandım. Düşünsenize, bir otomobilden bahsediyorsunuz ve iyi yol tutmadığını söylüyorsunuz. Peki, test pilotu olarak siz viraja doğru girmeyi biliyor musunuz? Eğer motorsporları tutkum olmasaydı yazı yazarken çok zorlanırdım çünkü otomobilin dinamikleri hakkında bilgim olmazdı. O yüzden 90’lardan itibaren yarışmış, bize bilgi vermekten çekinmeyen bütün ağabeylerime buradan teşekkür ediyorum. Tabii bahsettiğim sadece pilotlar ve sürüş dinamikleri değil. O dönemde isim yapmış birçok yarış mekanikeri de vardı. Onlardan da işin mekanik kısmını öğrendik. Tekrar Burak Çukurova’ya gelelim. Galant’ın içindeki o küçük çocuk, 1999 yılında ilk rallisine girdi. Sayısız başarısı var. Dediğim gibi iki kez Türkiye Ralli Şampiyonu oldu. 180’in üstünde yarış start aldı ve inanılmaz bir yarış bitirme oranı var. Aslında burada bahsetmek istediğim Burak’ın sportif başarıları değil. Benim için daha da önemli olan tutkusu. Türkiye’nin en önemli takımlarında yarışmış olmasına rağmen hiçbir zaman teklif beklemez. Ülkemiz krize girer, takımlar kapanır ama Burak Çukurova cebinden karşılamak zorunda kalsa da yarışmaya devam eder. Herkes burada ne...

Devamını Oku
Opel 2020’de hedef büyütüyor
Ara13

Opel 2020’de hedef büyütüyor

Opel, 2019 yılında Türkiye pazarında yakaladığı büyüme ivmesini 2020’de sürdürmeyi planlıyor. Müşteri odaklı yaklaşımı, güçlü bayi ağı ve Alman mühendisliği ürünü modelleri ile 2019’u yüzde 3.8 pazar payı ile kapatmayı öngören Opel Türkiye, 2020’de toplam pazardan yüzde beş pay almayı hedefliyor. İstanbul’da gerçekleştirilen basın toplantısında Opel’in Alman kimliğine vurgu yapan Opel Türkiye Genel Müdürü Alpagut Girgin, müşteri memnuniyetini temel alan kaliteli hizmet anlayışı ile daha fazla Opel müşterisine ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Girgin sözlerine şöyle devam etti: “Bir Alman markası olarak daha sıcak ve insan odaklı yaklaşımımızı devam ettireceğiz. Bu doğrultuda müşterilerimizin duygularına daha fazla hitap eden ve kaliteli hizmet anlayışıyla mobilite ihtiyaçlarını karşılayan bir Opel göreceksiniz…” Geçtiğimiz kasım ayında toplam pazarda beş basamak artışla yedinci sıraya yerleşen Opel Türkiye, pazar payını da 2018’in aynı dönemine göre yüzde iki artışla yüzde 4.6’ya taşıdı. Opel Türkiye, Ocak-Kasım döneminde ise marka sıralamasında üç sıra yükselerek toplam otomotiv pazarından yüzde 3.8’lik pay elde etti. Geçtiğimiz mart ayında Opel Combo ile hafif ticari araç pazarına giriş yapan Alman otomobil üreticisi, sekiz aylık dönemin sonunda kasım ayında elde ettiği başarılı satış sonuçlarıyla dokuzuncu sıraya yerleşerek ticari araç pazarındaki gücünü de ortaya koydu. 2020 yılında toplam otomotiv pazarının 600 bin adede ulaşmasını beklediklerini söyleyen Alpagut Girgin, yılın ilk çeyreğinde tüketicilerle buluşturacakları altıncı nesil Corsa’nın sınıfında en iddialı model olacağını belirtti. Bugüne kadar ülkemizde 120 bin adetten fazla satılan Corsa’nın yeni neslinin de pazarda ciddi bir başarı yakalaması bekleniyor. Opel tutkunları 2020 yılının ilk çeyreğinde yeni Astra ile yılın son çeyreğinde de Yeni Insignia ile buluşacak. Opel Türkiye Genel Müdürü Girgin; Groupe PSA Türkiye’nin sinerjisi, ürün gamına eklenen yeni modellerin katkısı ve Türkiye pazarının yüzde 93’ünü kapsayan güçlü bayi yapılanması ile 2020 yılında yüzde beş pazar payı hedeflediklerini sözlerine...

Devamını Oku