Yıllar evvel bir yazı yazmıştım. Konusu Türk ralliciler neden yurtdışında başarılı olamıyordu. O dönem motosiklette Kenan Sofuoğlu ortalığı kasıp kavuruyordu. Toprak Razgatlıoğlu pek ortada yoktu ama şimdi baktığımızda onun da başarıları ortada, göğsümüzü kabartmaya devam ediyor.
Ayrıca Öncü kardeşler gibi başka gençlerimiz de var. Otomobile dönersek Ayhancan Güven gibi pilotlarımız da bayrağımızı tüm dünyada gururla dalgalandırıyor. O meşum yazıyı yazdığım dönemde elbette rallicilerimizin de çok ciddi başarıları vardı. Serdar Bostancı, 90’lı yılların başlarında yurtdışında yarış kazanmaya başlamıştı bile. Mesela Volkan Işık, Dünya Ralli Şampiyonası’nda (Çin Rallisi) puan almayı başardı. Şimdi herkesi tek tek saymak istemiyorum, Nejat Avcı’dan oğlu Yağız Avcı’ya, Murat Bostancı’dan Orhan Avcıoğlu’na kadar birçok pilotumuz yurtdışında yarış kazandı, şampiyona ya da kupaları birincilikle bitirdi.
Peki, ben manyak mıym? Neden bu başarıları görmezden geldim? Cevabı çok basit çünkü hayalim farklıydı… Bu yazı yüzünden çok sevdiğim takım direktörlerinin, pilotların, co-pilotların hatta mekaniklerin bile kalbini kırmış oldum. Gerçi birçoğu ile sonradan barıştık ama içimde ne demek istediğimi tam olarak anlatamamış olmanın üzüntüsü vardı… Sonradan onlara da hak verdim çünkü çok duygusal davranmıştım ve harcanan onca parayı ve emeği yok sayar gibi olmuştum.
Şimdi sorabilirsiniz, senin için başarının kriteri nedir? Otomobil sporlarının hemen her dalı ile ilgilensem de asıl aşkım rallidir. Mesela stratejiyi hiç sevmem. Aslında motorsporlarının diğer dalları arasında en çok zeka ve strateji gerektiren dal rallidir. Çünkü her virajı belli olan bir pistte 30-40 tur (şimdi de pist pilotları kızacak) atmazsınız. Her an şartlar değişir, yol notu çıkarırken orada olmayan bir kaya bile yarışınızı bitirebilir. Toprakta, karda, çamurda yani çok zorlu şartlarda yarışırsınız. Kısaca insan ve mekaniğin doğayla savaşıdır. Bir lastik patlaması her şeyi bitirebilir. Üstelik ekip halinde yarışırsınız. Bu detayları o kadar uzatabilirim ki, rallide stratejinin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Sonuç olarak rallileri her virajı en hızlı dönen kazanmaz, finişe gelen kazanır…
Bunları çok iyi bilsek bile biz seyirciler daha doğrusu ralli aşıkları her zaman saf hızı ve seyir zevki yüksek pilotları severiz. Colin McRae bir kere şampiyon olmuştur ama defalarca şampiyon olan Sebastien Loeb ya da Sebastien Ogier’den daha üstün tutarız. Bu örnekleri Türkiye’den de veririm ama artık dilim yandı 🙂 yoğurdu üfleyerek yeme kararındayım. Kısaca, benim başarı kriterim buydu. Çok hızlı giden ve yine kendisi gibi çok hızlı, birçok rakibi olan, önemli bir şampiyonada başarı kazanan bir Türk pilot istiyordum. Önemli şampiyona derken diğerlerini elbette küçümsemiyorum ama Dünya Ralli Şampiyonası gibi bir rekabetten bahsediyorum. Hatta kâğıt üstünde bir başarı olmasa bile ben aksini savunacaktım çünkü dediğim gibi saf hızı savunuyordum… Mesela buna başka bir örnek de verilebilir. Dedim ya Volkan Işık Çin Rallisi’nde altıncı olarak Dünya Ralli Şamiyonası’nda puan aldı diye. Kendisine sorarsanız en kıymetli yarışının altıncı olduğu ve puan aldığı Çin değil yedinci olduğu Portekiz Rallisi olduğunu söyler. Çünkü puan alamamış olsa bile Portekiz’de çok hızlı gitmiştir 🙂
Peki, ne oldu da bu konuda tekrar bir yazı yazmak istedim? Cevabı çok basit: Hayalim gerçek oldu ve eski yazım iptal oldu da ondan 🙂 Bence bu yıl Castrol Ford Team Türkiye ve pilotları Ali Türkkan-Burak Erdener gerçekten tarih yazdı. Dünya Ralli Şampiyonası’nda Junior WRC yani Dünya Gençler Ralli Şampiyonası’nı kovaladılar ve girdikleri her yarışta etap kazandılar. Yani o hep bahsettiğim saf hıza sahip olduklarını defalarca kanıtladılar. Mesela Ali Türkkan-Burak Erdener ikilisi, Ford Fiesta Rally3’leri ile 15 etaptan oluşan Acropolis Ralli’sinde yedi etap kazanmayı başardı. Üstelik her yarışta kendileri gibi onlarca çok hızlı rakipleri vardı. Girdikleri her yarışı kazanma potansiyelleri olduğunu gördük. Aslına bakılırsa pek şanslı bir sezon da değildi. Her yarışta lider gittikleri bir bölüm oldu ama bazen hakemler bile yarış kazanmalarına engel oldu. Kısaca kazandıkları ikinciliklere bile üzülür olduk.
Aksilikler dedik ama buna rağmen sonuç da geldi. Ali ve Burak Yunanistan’da elde ettikleri sonuçla dünya üçüncülüğünü elde etti. Bu sonucun Türk ralli tarihinde daha önce kazanılmamış bir başarı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bence Castrol Ford Team Türkiye bu başarıyla yetinmeyecektir. Artık Ali Türkkan’ın Dünya Gençler Ralli Şampiyonası’nı kazanabilecek potansiyelde olduğunu çok iyi biliyoruz. Zaten Castrol Ford Team Türkiye Takım Koçu Murat Bostancı da hedeflerinin bu olduğunu açıkladı.
Sonuç olarak, 30 yıllık bir otomobil dergicisi ve gazetecisi olarak ilk kez bir yazımı tekzip etmek zorunda kaldım. Ali Türkkan ve Burak Erdener, elde ettikleri başarıyla beni utandırdı ve eski yazım yüzünden yalancı çıkardı. Peki buna üzüldüm mü? En çok benim sevindiğimi iddia edebilirim ama ispat edemem çünkü en çok Serdar Bostancı sevinmiştir.
Gelelim teşekkür kısmına: İlk olarak tabii ki aklıma Serdar Bostancı geliyor. Castrol Ford Team Türkiye’nin kalbi o çünkü. Tabii ki takım koçu Murat Bostancı’nın gayretleri de asla unutulmaz. Bu arada laf arasında Murat Bostancı’nın youtube kanalını da izlemenizi tavsiye derim. Girdikleri her yarışı size adeta canlı olarak yaşatıyor. Ali ve Burak’a bundan sonraki yıllarda da çok teşekkür edeceğimiz belli gibi. Ayrıca takımın idari işlerinden, çok tecrübeli mekanik kadrosuna ve sponsorlarına da teşekkür ediyorum. Çok hızlı ve sağlam olan Fiesta Rally3’ü de unutmak olmaz tabii. Yukarıda da belirttiğim gibi ralli bir ekip sporu. O yüzden Castrol Ford Team Türkye için ter döken herkes teşekkürü hak ediyor çünkü bize çok büyük bir gurur yaşattılar. Kaderde yalancı çıkmak da varmış…
Mert YILMAZ




