BMW aşkında ikinci aşama: 1150 GS

Rossi_yigitMert dün bir yazı yazmış, yazarlarımız benden çok okunuyor diye. Mütevazılık yapmış ama gururlanmadım da değil. Sitenin en çok okunan haberleri arasında yer almak hoş bir duygu. Bizim işimizde en önemli motivasyon kaynağı da bu zaten.

Daha doğrusu iş demek bile bana yanlış geliyor çoğu zaman. Evet para kazanıyoruz ama asıl amacımız, ilk hedefimiz bu değil. Kendi adıma 25 yılı aşan bilgi birikimimi izleyiciler ve okuyucularla paylaşmak ana amacım. Yazık ki ülkemizde kısıtlı bir kitleye hitap ediyoruz. Motorsporları kültürünü yaymak, bunun bir zengin eğlencesi değil gerçek bir spor olduğunu hatırlatmak da benim için çok önemli.
Gelelim geçen yazımızda kaldığım yere. BMW R1200 GS ile çok mutlu başlayan aşkımız son mu buluyor diye bitirmiştik yazıyı. Cevap ne yazık ki evet. Şimdi detaylarını anlatmak istemediğim bir zamanlama hatasıyla ki, benden kaynaklanan bir hata değildi, 1200 GS’le yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. Ehliyetim cebimde, kıyafetlerim-kaskım evde, motosiklet aşkı kalbimde öylece kalakaldık. Bu mutluluk sadece altı ay sürmemeliydi. Oysa eşim Ece’yle birlikte bir Marmaris yolculuğumuz bile olmuştu. Yeni yılın ilk günü Marmaris’teki dostlarımla “mad run” yapabilmek için aralık ayının son günlerinde yola çıkıp keyifli ve öğretici bir yolculuk yaşamıştım. BMW, yine üç harfli olan Ece’yi mi kıskandı acaba diye düşünmeden de edemiyorum. Sonuçta beklediğim haber sadece bir hafta önce gelse 1200 GS’ten ayrılmak zorunda kalmayacaktım. İlk başlarda ümidim kırıldı ama toparlanmam uzun sürmedi. Motosiklet ve BMW’yle birlikteliğim devam etmeliydi. Hemen araştırmalara başladım, doğru motosikleti bulmak için şehir dışı yollara bile düştüm. 1990’ların başından beri motorsporları dünyasındaki ağabeylerimden önemli bir şeyi öğrenmiştim. Önemli olan makineyi almak değil onu yürütebilmektir. Onlar bunu otomobil için söylerlerdi ama motosiklet için de çok uygun. Yani paraya kıyıp yeni nesil bir Super 2000 otomobil alıyorsunuz ama yarışacak lastik bulamıyorsunuz, çıkmalarla idare ediyorsunuz. Bütçe azlığından gerekli parçaları zamanında değiştiremiyorsunuz, otomobil sürekli yolda kalıyor. Sonuçta S2000’in zevkini de alamıyorsunuz. Benimki de biraz o hesap oldu. O nedenle satın alırken daha uygun fiyatlı ve yürütme maliyetleri daha düşük bir motosiklet bulmalıydım. Bu süreçte az kilometreli hurdalara da rastladım, motorun değerinden yüksek fiyat isteyen satıcılara da. Sonunda Antalya’da 2003 model bir 1150 GS buldum. Hem de hayalim olan Adventure modeliydi. Sahibi bir motor tutkunuydu ve gözü gibi bakmıştı GS’e. Benim de öyle bakacağımdan emin olmasaydı satmazdı inanın bana. İlk başta planım yeni motosikletimle bir Antalya-İstanbul turu yapmaktı. Ama sonradan düşündüm ki, hem motoru tanımıyordum hem de bakımlarını yaptırmak gerekliydi. O nedenle motosikletin sahibi kendi getirdi İstanbul’a. O da zaten bir F800 GS almak için gelecekti buralara, böylece bir taşla iki kuş vurmuş olduk. Dediğim gibi çok bakımlı olsa da bütün huyunu suyunu öğrenmek için ben de bir bakıma soktum. Motosiklet konusunda yeni olsam da sonuçta bu bir mekanik alet. Daha önceki tecrübelerim, ikinci el bir araç aldığınızda mutlaka servise sokmanız gerektiğini söylüyor. Otomobil de olsa motosiklet de olsa görünmeyen ama sürüş güvenliğini tehlikeye sokacak detaylar olabilir. Ustam yaşına göre çok diri buldu yeni BMW’mi. Tüm artılarını ve eksilerini anlattı. Hangi parçanın ne kadar ömrü kaldığını da öğrenmiş oldum böylece. Motosiklete bu çok daha önemli. İki tekerlek üstünde yol alırken frene bastığınızda kimsecikleri bulamamak pek hoş bir durum olmaz örneğin. Tüm bunları anlatmamın nedeni sadece kendimden bahsetmek değil. Bu tür tecrübelerin herkese faydalı olduğuna inanıyorum. Zamanında Mert ile birlikte Ali Bacıoğlu, Serdar Bostancı, Emre Yerlici gibi pilotların garajlarında yatar kalkardık neredeyse. YigitTop_1150GSRenault takımı ikinci adresimiz gibiydi. Onların anlattıkları o kadar iyi bir temel oluşturdu ki bizde. Bazen soruyorlar, yarış anlatırken bu kadar bilgiyi nereden buluyorsun diye. Bilgiyi bulmuyorum, zamanında (ve halen) ağabeylerimizden, bu sporun duayenlerinden öğrendiklerimiz yeri geldiğinde açığa çıkıyor. Bizim için en önemli nokta bu gibi pilotlarla tanışma şansına sahip olmamızdı. Ayrıca çok iyi dinledik ve teorik bilgimizi artırdık diye düşünüyorum. Neyse, 1150 GS konusu daha çok uzun. 1200’le kışın başlayan aşkımız fazla da uzun sürmediği için çok da dolaşamamıştık. 1150 ile ise tam tersi bir durum oluştu. Hem mevsimin uygunluğu hem de biraz evvel bahsettiğim gibi yürütme maliyetlerinin bana daha uygun oluşu sayesinde üstünden inmiyorum diyebilirim. Bir hafta Çanakkale’deyken, öteki hafta Marmaris’te buluyorum kendimi. Bu yolculuklarda yaşadığım maceraları daha sonra anlatacağım. Ama size bir tavsiyem var. Eğer içinizde derinlerden gelen bir ses varsa ve onu hep bastırıyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Ben 40 yaşında ilk motosikletime sahip oldum ve aradaki farkı hızla kapatıyorum. İçinizdeki sese kulak verin ve ilk aşamada motosiklet almasanız bile eğitim alın. Mümkünse ehliyetinize A2’yi de ekleyin. Yavaş yavaş bütçenizi sarsmadan ama kaliteden de ödün vermeden kıyafetlerinizi, kaskınızı alın. Sonunda içinizdeki ses galip gelecek ve bir motosiklet sahibi olacaksınız. Yüzünüzde rüzgârı hissederken, bu sözlerimi hatırlarsınız…

twittter.com @yigittop

(Visited 135 times, 1 visits today)

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: