Yazarlarımız bana fark attı

MERTAcilen bir şeyler yapmam lazım. Çünkü sevgili yazarlarımız Serkan Yazıcı ve Yiğit Top benden daha fazla okunuyor. Doğal olarak bir marka haline gelmiş Serkan Yazıcı ile kapışmam imkânsız. Yiğit Top deseniz sesini hem Eurosport hem de D Smart Sport’tan tüm Türkiye’ye duyuruyor.

Ben fakir Mert ise şimdilik sadece automagg.com’dayım. Bir an evvel ünlü olmam lazım. Ya da adı sanı belli olmayan bir-iki yazar bulayım da onlardan daha fazla okunmanın keyfini yaşayayım. Şaka bir yana automagg’ın kapıları tüm otomobil tutkunlarına açık. Değerlendirmek kaydıyla bize yazılarınızı gönderebilirsiniz. Eğer yayınlanacak kalitedeyse imzanızla yayınlamaktan zevk duyarız. İmza deyip geçmeyin, ilk imzamın çıktığı zamanları hatırlıyorum da ne kadar heyecanlanmıştım. Canınızı sıkmak istemem ama bu işlere nasıl bulaştığımı anlatayım sizlere. Belki bu vesileyle genç arkadaşlarımız da otomotiv basınına dahil olabilirler. 1990’dı sanırım. Devamlı Renault Sport Türkiye’nin Levent’teki garajına gittiğimiz için karşısındaki Şirvan’da yemek yerdik Yiğit’le. Birgün Hakkı Tolunay’la karşılaştık. O bizi olmasa da biz onu hemen tanıdık. Hem yarışıyordu hem de Otomobil Magazin diye bir dergisi vardı. Yiğit girişken olduğundan Hakkı ağabeyle gitti tanıştı. İkisi de Galatasaray Lisesi’nden mezun olduğundan kaynaştılar. Bir süre sonra Yiğit dergide çeviri yapmaya, yazılar yazmaya başladı. Artık yarışlara basın olarak gidebiliyordu, ben de peşinden tabii. En iyi dostumu kıskanmamıştım ama ben de bu işlere girmenin bir yolunu bulmalıydım. 1993 yılıydı, Otohaber dergisinde yayınlanan motorsporları yazıları fazla hoşuma gitmiyordu. Daha doğrusu çok önem vermiyorlardı diyelim. O zamanlar bilgisayar falan yok daha doğrusu evde yanlış hatırlamıyorsam bir Amiga 500’üm var ama çıkış almak imkansız. Neyse, aldım elime saman kağıtları, bir İstanbul Rallisi sonrası kendimce döktürdüm. Aslında girişken bir tip değilimdir hatta utangaç bile sayılırım ama nedense bir özgüven geldi ve saman kağıtlarımla birlikte Medya Plaza’nın yolunu tuttum. Kapıda bir güvenlik karşıladı beni. Otohaber dergisine ulaşmak istediğimi söyledim. Şimdi olsa böyle genç birini büyük medya kuruluşları kapıdan kovar ama işlerim rast gitti. Üstelik o zamanki yazı işleri müdürü Ersel Ergöz, hiç üşenmeden aşağı indi. Ben de derdimi anlattım ve elimdeki yazıyı teslim ettim. Hemen ertesi gün telefon etti, yayın yönetmeni sevgili Galip Bilgin ile konuşmuş, her hafta motorsporları köşesi hazırlayabileceğimi iletti. Kendimi kaybettim tabii. Yazılarım Türkiye’nin en iyi dergilerinden birinde yayınlanacaktı. Acaba ismin çıkar mı diye düşünürken hemen Emre Yerlici’den bir randevu aldım ve bir pilot, yarışlara nasıl hazırlanıyor diye haber yaptım. Derginin yayınlanacağı günü nasıl bekledim anlatamam, sabahın köründe hemen bayiye gittim ve bir Otohaber aldım. Bir baktım yazının sonunda Mert Yılmaz yazıyor, zevkten sokağın ortasında bağırdım tabii. Doğrusuyla yanlışıyla 20 yıl sürecek ve hâlâ devam eden serüven böylece start aldı. Bu dönem içinde sadece iki yıl ara verdim. Onda da otomotivle ilgili halkla ilişkiler yaptım. Yani yine yazı yazdım ve yine otomobillerle birlikteydim. Bundan sonra da automagg’da uzun süre birlikte olacağız diye düşünüyorum. Madem eskilere gittik, test editörlüğü nasıl başladı onu da kısaca anlatayım. Motorsporları yazıları yazarken o dönemki test editörü hastalandı ve o haftaki yazıyı benim yazıp yazamayacağımı sordular. Hemen atladım tabii ki. Üstelik otomobil de Peugeot 605 SV 3.0’dı. Ama bir eksiğim vardı, ehliyet… Tabii büyük bir yanlış yaparak çaktırmamaya çalıştım. Aslında ehliyetim vardı ama kayıptı sadece. Kim farkına varacaktı ki? Polis farkına varacaktı… İzmit Körfez Pisti’ndeki çekimlerden dönerken fotoğrafçımız bana girilmez bir sokağa girmemi söyledi. Ben de boş bulunup girdim ve polisle burun buruna geldik. Ehliyet yok, kayıp olduğunu anlatamadım bir türlü. Böylece benim ilk ama son olmayacak test maceram da öylece bitti. Üstelik Otohaber’le de ilişiğim kesildi. Ama o dönemde iyi arkadaşlık kurduğum Edmon Bekyan gibi dostlar, 1995’de gelen yeni yönetime benden bahsetmiş fakat bulamıyorlarmış beni. Cep telefonu gibi bir nimet yok tabii. Ben de o sırada Dünya gazetesinin Oto dergisinde çalışıyordum. Uludağ’da yapılan bir Volvo etkinliğinde Otohaber’de muhabir olan bir arkadaşla tanıştık. İsmimi öğrenince biz de seni arıyorduk dedi. Bir-iki gün sonra sevgili Ahmet Çelik’in masasında iş görüşüyorduk. Uludağ’daki lansmanda hediye edilen mavi Volvo montumla gitmiştim iş görüşmesine, nasıl terlediğimle hâla dalga geçer Ahmet Çelik. Böylece 1996 Mart ayında ikinci Otohaber dönemim başladı. Muhabir olarak başlasam da kısa süre sonra test editörü oldum. Yüzlerce değişik otomobil kullandım. Harika günlerdi ve bu zamana kadar geldi. Bunları anlatmamın nedeni, genç otomobil tutkunu arkadaşlardan özgüvenlerini kaybetmemeleri ve girişken olmalarını istemem. Ben karakterimi aşan bir girişimde bulundum ve 20 yıllık çok sevdiğim bir kariyer edindim. Neden sizin için de aynı şey olmasın?

(Visited 68 times, 1 visits today)

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş

Yorum gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir