Geçmiş zaman olur ki

Rossi_yigit

İlk iki yazımda sürekli motosikletlerden bahsedince otomobilci dostlarım alınmış olabilir. Sonuçta kendimi bildim bileli otomobil sporları camiasının içindeyim. Evet adım Yiğit, Galatasaray Lisesi’nde okudum ama soyadım Bulut değil. Yani asla döneklik yapmam. Bu nedenle biraz eskiye gidip otomobilli anılarımdan da bahsetmek istiyorum. Mert’le ayrılmaz ikili olarak 80’lerin sonunda yarış izlemeye başladığımızda işlerin bu raddeye geleceğini düşünemezdik. O zamanlar değil 25 yıl sonrasını ertesi günü bile umursamazdık çünkü. Yeri geldi otostop yapıp etaplara ulaştık, yeri geldi yarıştık, yeri geldi güvenlik sağladık. Her günümüz bu spor için geçti. Anlatacak o kadar çok şey var ki, nereden başlasam acaba? Aklıma ilk olarak Ali Bacıoğlu geliyor. Fanatiği olduğum Ali ağabey kolay bir insan değildir. Alman disipliniyle yaşadığı için camianın Türk işi kurnazlıklarından pek hazzetmez. Aslında haksız da değil. Neyse, Bacıoğlu’nun garajına girmek de kolay değildir. Ama her nasılsa bizi severdi ve orada zaman geçirmemize izin verirdi. O zamanlar yeni olduğumuz için bizim için en önemli şey efsane olarak gördüğümüz pilotların bize adımızla hitap etmesiydi. Bu nedenle  garajda Mert’e hep Recep diye bağırırdım ki, adını Recep sansın. Bir gün Ali ağabey Recep diye bağırdı, Mert’in suratı allak bullak oldu üzüntüden. Meğerse çaycıya sesleniyormuş. Yine bir gün Beşiktaş’tan Ortaköy’e doğru yürüyoruz, Emre Yerlici’yi ziyaret edeceğiz. Birden arkamızdan müthiş bir beş silindirli homurtusu geldi. Bir de baktık ki, Castrol renklerine bezenmiş Grup A Audi Coupe quattro önümüzden geçiyor. Sanki yetişecekmişiz gibi koşmaya başladık. Mert düştü bu arada. Heyecana bakın, zaten oraya gidiyoruz birazdan göreceğiz ama sesi duyunca kendimizi kaybettik. Meğerse Doğan Bolak antrenmandan dönüyormuş. Bir dönem Fiat Uno Cup yarışlarında basın kupası da yapılırdı. Mert ve ben de girdik. Start aldık, kolayca ikinciliğe yerleştik. O heyecanla Mert nerede, önümdeki kim farkında değilim. Son turda baktım önümdekine çok yakınım ve son şansım. Çünkü start düzlüğüne çıkan virajdayız, normalden daha hızlı girmeyi denedim ki, viraj çıkışında rakibimi geçeyim. Tabii bu arada Uno’mun ön tamponu diğer Uno’nun sağ arka köşesine dokundu. Bir de baktık ki adam takla atıyor. Yarış kazası diye düşünüp  ki hakikaten öyleydi, finişi geçtim ve birinci oldum. Meğer istemeden dokunduğum Uno’da Mert varmış. Nedense bir türlü inanmadı bana. Birinci olmak için en iyi dostuma çarptığımı düşündü ve uzun süre konuşmadı benimle. Halbuki Mert olduğunu bilseydim arkadan dokunmaz, sağ kapısından frensiz girerdim. Şaka bir yana dedim ya uzun süre konuşmadık. Bir rallide Ömer Erdem’le takla attık. Palio’muz yamaçta asılı duruyor. Ben otomobilden inmişim morale ihtiyacım var. Bir de baktım o yarışı seyirci olarak izleyen Mert yanımdan geçiyor ama suratıma bile bakmıyor, ukala adam. Halbuki tam da barışmalık bir ortam ama dedim ya adam dediğim dedik. Aslında daha komik anılar da var ama onları saklamak istiyorum. Ne de olsa yazarlığa yeniden ısındık, ihtiyacımız olacak. Sesli düşünüyorum diye hiç sevmediğim bir laf vardır ya ben de şu anda yazarak düşünüyorum. Şimdi aklıma geldi bir hafta motosiklet, diğer hafta otomobil yazayım. Umarım sevgili Nejat Avcı yelkenden de bahset diye beni aramaz. Motosikletli haftada görüşmek üzere…

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş
%d blogcu bunu beğendi: