Rallide hata nerede?

Ne zamandır böyle bir yazı yazmak istiyorum ama hem insanları kırmaktan çekiniyorum hem de düşüncelerimden emin olmam lazım diye bekliyorum. En son Finlandiya Rallisi’nden sonra WRC2’de en uzun atlama rekoru diye bülten gelince dayanamadım. Bildiğiniz gibi bu yarışta Murat Bostancı iki kere Super Rally yaptı ve genel klasmanda 38’inci sırada yer aldı. Yarışı kazanan Tanak’tan bir saat gerideydi. Şaka yapmıyorum, bir saat yedi dakika.

MURAT BOSTANCI-ONUR VATANSEVER

Tabii ki Super Rally yapıldığı için farkın çok açılması normal. Sonuçta bu bir ralli ve işin içinde yoldan çıkmak, lastik patlatmak, otomobil arızası gibi durumlar da var. Ayrıca zaten Murat Bostancı’nın görevi Tanak’la, Ostberg’le, Latvala’yla kapışmak değil. O zaman doğru olanı yapalım ve Bostancı’nın asıl klasmanı olan WRC2’ye bakalım. Murat, WRC2’de de 57 dakika farkla 10’uncu sırada finiş görmüş. Bu da benim umurumda değil, dediğim gibi rallinin doğasında zaman kaybetmek var. Bu pilotun da hatası olabilir, otomobilin de, teknik ekibin de… Yani hiç araştırmadan Murat Bostancı yarışı 57 dakika geride bitirmiş demek büyük haksızlık olur. O zaman ne yapmak gerekli? Problemsiz gittiğini düşündüğümüz etaplara bakmak lazım. Öyle yaptığımız zaman da kilometrede sürekli iki saniye ve üstü zaman kaybettiğini görüyoruz. Kilometrede iki saniye kulağa az gibi gelebilir. Finlandiya Rallisi’ndeki zamanlara bakıldığında, WRC ile R5 otomobillerinin arasındaki farkın da iki saniye civarında olduğunu görüyoruz. Yani bu fark, aslında kulağa geldiğinden çok daha fazlasını temsil ediyor. Bu durumda Murat Bostancı, Sebastien Ogier ile aynı otomobili yani Fiesta WRC’yi kullansa dahi Fabia R5’li Kalle Rovanpera’yla ancak aynı zamanları yapabilirdi. Üstelik Murat Bostancı Finlandiya Rallisi’ne ilk kez katılmıyor yani o havayı koklamış bir sporcu. Şimdi diyeceksiniz ki, Kalle Rovanpera sekiz yaşından beri ralli otomobilinin üstünde yaşıyor, sürekli test yapıyor, babası Harri Rovanpera onu bu günler için yetiştirdi… Evet, bunlar doğru. Ralli bir imkân sporu. Gerçekten yabancı yıldız adayları otomobilin üstünden inmiyor. Zaten bu yazıda cevabını aradığımız soru bu. Pilotlarımız yavaş diye kestirip atmak istemiyoruz, nedenini araştırıyoruz. Şimdi gelelim, aynı yarışta start alan Buğra Banaz’a. O da genel klasmanda 28’inci, WRC3J’de yedinci oldu. Birinci olan pilotla arası 11 dakika 47 saniye. Etap zamanlarına bakıldığında onun da kilometrede en az iki saniye, çoğu etapta daha da fazla yavaş olduğunu görüyoruz. Yanlış anlamayın, WRC3J’de bütün otomobiller Ford Fiesta R2T. Yani rakiplerle aynı şartlarda yarışıyoruz. Bu arada, tek bir yarış sonucuna bakarak, Murat Bostancı ve Buğra Banaz’ı eleştirmek değil derdim. Sonuçta bir Türk takımı ve pilotlarının Finlandiya Rallisi’ne girmesi bile yeterince önemli bir başarı fakat WRC2’de en uzun atlama Murat Bostancı’dan geldi diye bir bülten atarsanız komik olursunuz çünkü ortada sportif bir başarı yok. Dediğim gibi tek bir yarışa bakmıyorum, sadece Bostancı ve Banaz’ı da eleştirmiyorum. Yağız Avcı, Orhan Avcıoğlu ve Burak Çukurova gibi pilotlarımız da yurtdışında yarış yapıyor ve sonuç hep aynı oluyor. Kilometrede en az iki saniye fark… Bu yazıyı yazarken kendimi hep okuyucuların yerine koyuyorum ve gelebilecek soruları da düşünüyorum. Eminim diyorsunuz ki, birçok başarı da geliyor. Evet, kupa alıyoruz, Avrupa Takımlar Şampiyonu oluyoruz, Avrupa Ralli Kupası’nı kazanıyoruz… Ama bunlar genellikle rakiplerin hatalarından oluyor ya da şampiyonada daha iyi bir strateji uyguluyoruz. Yani saf hızla kazanmıyoruz. Diğer yandan ralli bir sonuç sporudur, saf hız kadar strateji de önemlidir, kabul ediyorum. Burada Yağız Avcı’ya haksızlık etmek istemiyorum. Geçtiğimiz yıl, kupa galibini belirleyen Rallye Casinos do Algarve’de gerçekten rakipleriyle dişe diş mücadele etmiş ve bileğinin hakkıyla kupayı almıştı. Orhan Avcıoğlu’na gelince, onun da son girdiği Rally di Roma Capitale’de çok iyi zamanları var. Roma’dan önce Kıbrıs Rallisi’nde de beşinci olmuştu. Avcıoğlu, sezon başında sevgili Yiğit Top’un eurosport’taki yayınında demişti ki: “İstikrârlı şekilde rakiplerimizle kilometrede iki saniyenin altına düşmek istiyoruz…” Son yarışlar gösteriyor ki, bunu başarmış. Üstelik bu rakipler kaba tabirle boru değil. Basso’dan, Magalhaes’den bahsediyoruz. Orhan’ın kilometrede bir saniyenin altına düştüğü etaplar var. Bu nedenle kendisini kutluyorum. Demek ki hedeflediği noktada ilerliyor. Bu spora sevgisi ve yurtdışında yarışmak için gösterdiği özveri takdire değer. Dediğim gibi ben insanları kırmak için yazı yazmıyorum. Yurtdışında bir başarı gelince en çok ben mutlu olurum, yanlış bir şeyler yazdıysam da düzeltirim.

ORHAN AVCIOĞLU-BURÇİN KORKMAZ

Motosiklette durum malum, gencecik sporcularımız dünya çapında işler yapıyor. Biz otomobilciyiz, motosikletten bize ne derseniz pistten de örnek verebilirim. Ayhancan Güven gibi genç sporcular, Türk bayrağını sürekli göndere çekiyor ve bizi gururlandırıyor. Peki, rallide neden aynı başarılar kazanılamıyor? Sonuçta ralli aslında bizim Ata sporumuz gibidir. Kendimi bildim bileli bu sporda en çok para ralliye harcanır, en iyi otomobiller, en iyi takımlar, en paralı sponsorlar hep rallidedir. Bugün sokağa çıkıp sorsanız, adı duyulmuş bütün sporcular rallicidir. Artık piste de yatırım yapılıyor, gerçekten dünya klasında otomobiller ülkemizde yarışıyor. Örneğin, Borusan Otomotiv’in destekleri tartışılmaz. Ama imkân/başarı orantısına bakıldığında, pist pilotlarının yurtdışında çok daha iyi işler başardığı bir gerçek. Geçmişten beri ralliye harcanan para piste aktarılsaydı neler olurdu acaba? Şimdi biraz geriye gidelim, bir önceki jenerasyon pilotlar yurtdışında daha başarılıydı gibi geliyor bana. Örneğin Volkan Işık, saf hızını her zaman ispatlıyordu. Dünya Ralli Şampiyonası’nda Solberg gibi adamlarla dişe diş mücadele ediyordu. Daha sonraları hatırlarsınız, F2 kullandığı dönemlerde de Simon Jean Joseph’le bile kafa kafaya gidebiliyordu ki, adam Renault Sport resmi pilotuydu. Serkan Yazıcı’nın da saf hızını ispatladığı birçok örnek verebilirim. Ayrıca 2006 yılında Fatih Kara da Renault Clio Super 1600 ile JWRC’de çok iyi etap zamanlarına imza atıyordu, unutmak olmaz. Almanya ve Sardunya Rallileri’ni ben de bizzat izlemiştim. Kara’nın özellikle Catalunya Rallisi’nde yaptığı zamanlar çok başarılı ki, karşısında Kris Meeke gibi adamlar vardı. Peki, şimdi neler değişti? Ben Murat Bostancı, Yağız Avcı, Orhan Avcıoğlu, Burak Çukurova gibi pilotların yavaş olduğunu düşünmüyorum ama bir şeylerin eksik olduğu da ortada. Ralli mi değişti de ayak uyduramıyoruz? Aslında bu sorunun cevabı garip bir şekilde evet olabilir. Ralli kuralları tabii ki değişmedi ama pilotların hızları inanılmaz arttı. Grup B döneminin video’larını izlediğimde bile bu kadar dumur olmuyorum. Girin youtube’a bakın öyle görüntüler var ki, adamlar resmen fizik kurallarıyla dalga geçiyor. Bunları sadece WRC pilotları değil, R5 kullananlar da yapıyor. Bence pilotaj stilinde açıklayamadığım yeni bir durum var ve bizim pilotlarımız buna ayak uyduramıyor. Hemen daha düz gidiyorlar falan demeyin. İnanılmaz kayıyorlar, ağaçların arasında, en üst viteste, devir kesicide yan zıplıyorlar falan… Acaba not sistemi mi değişti diyeceğim ama iletişim imkânları bu kadar ileriyken, bizim pilotlar da bunun farkına varırdı diye düşünüyorum. Otomobiller arasında fark olabilir diyebilirsiniz. Evet, olabilir ama kilometrede iki-üç saniye fark sadece otomobile bağlanamaz. Sonuçta aynı grupta yer alan otomobillerle yarışıyoruz. Ben bir Fabia R5’in Fiesta’dan kilometrede iki saniye hızlı olduğunu düşünmüyorum. Lastik konusunda da problem yoktur herhalde, adamlardan daha farklı lastik taktığımızı sanmıyorum. Burada en önemli unsur ayar olabilir. Dediğim gibi hızını kanıtlamış yabancı pilotlar sürekli yarışıyor ve antrenman yapıyor. Otomobillerinin ayarlarını, yarış şartlarına göre mükemmel hale getiriyor olabilirler. Bu anlamda pilotlarımız zayıf kalıyor olabilir ama sorun buysa, yabancı bir yarış mühendisi ile anlaşmak da mümkün. Sonuçta bir sürü para harcanıyor ve bu işlerde tecrübeli bir mühendisi kadroya katmak, daha hızlı sonuç almaya yarayabilir. Aklıma gelen bir başka sorun da sporculuk… Acaba pilotlarımız gerçek bir sporcu gibi mi yaşıyor? Hem F1 hem de WRC pilotlarının ne kadar ağır spor yaptıklarını biliyoruz. Ağır spordan kastım tabii ki kas yapmak değil. Sadece yarış hafta sonu dengeli beslenmek ya da spor yapmak yetmiyor demek ki. El-ayak koordinasyonu geliştirmek için belli egzersizler var. Bunlar sır değil, internetten kolayca bulmak mümkün. Başka ne gibi eksiklikler olabilir? Aklıma gelen bir başka şey de bahsettiğimiz Türk sporcuların çoğunun hayatlarını bu işten kazanmıyor oluşu. Yağız Avcı, Orhan Avcıoğlu, Burak Çukurova gibi isimler aile şirketlerini yönetiyor ve bunlar mahalle arasındaki kebapçı değiller tabii ki. Gerçekten yüksek çaplı ve cirolu şirketleri yönetirken oluşan stresi düşün. Otomobil sporlarına ne kadar konsantre olabilirsiniz ki? Bir de ralliyle pist arasında doğal bir fark var. Kaç kilometre olursa olsun, eğer işiniz buysa bir pisti çözmek daha kolaydır. İdeal çizgi, fren noktaları, kullanılacak vites, her virajın maksimum hızı gibi bilgiler mevcuttur. Bundan sonrası iyi ayar yapmaya kalır. Tabii pilotun da bu bilgileri iyi şekilde hayata geçirmesi lazımdır. Sonuçta pistte de pilotaj farkı ortaya çıkıyor.

BUĞRA BANAZ-BURAK ERDENER

Rallide ise durum daha farklı. Ne kadar antrenman yaparsanız yapın, ne kadar iyi not çıkarırsanız çıkarın, yarış günü şartlar değişir. Virajı keseceğin noktaya bir gün önce olmayan bir taş düşmüş olabilir mesela. Yani ralli, piste göre anlık karar verme kabiliyetinin daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir spor dalıdır. Sonuç olarak, özetlemeye çalışalım. Rallide yurtdışında başarılı olmak için gerekenler neler? Doğru otomobil, takım, mekanik ve idari kadro… Bunlar zaten olmazsa olmaz. Pilot ve co-pilot uyumundan bahsetmek bile yersiz. Geri kalanlar, hayatını bir sporcu gibi yaşamak, doğru ayar yapabilecek kapasitede olmak, bunun için mekanikten de anlamak… Burada bir parantez açmak istiyorum, eski nesil pilotlar, mekanikten çok iyi anlardı çünkü otomobillerini kendileri yapmak durumunda kalırlardı. Renç Koçibey şanzıman değiştirirdi mesela hatta komik bir hikayesi vardır, şimdi anlatmaya gerek yok. Kısaca, yeni nesilde mekanik bilginin daha az olduğunu düşünüyorum. Ben mesela ne zaman bir şey merak etsem ya da dergi için bir konu hazırlasam gider Serdar Bostancı’ya sorarım çünkü zamanında elini kirletmekten çekinmemiştir ve mekaniği çok iyi bilir. Rallide otomobil çoğu zaman mükemmel durumda olmaz, bazı şeyler ters gider. Bu durumlarda, pilotajını ona göre ayarlamak için neyin aksadığını da iyi kavramak gerekir. Bu da ancak mekanik bilgiyle olur. Neyse devam edelim, kendini bu işe konsantre edebilmek de çok önemli bir unsur. Viraja yaklaşırken, aklınızda ödenecek çekler, maaşlar varsa ne kadar hızlı olabilirsiniz ki? Şimdilik aklıma gelenler bunlar, daha doğrusu bilgim de bu kadar. Ralli disiplininde yurtdışında başarılı olmak için neler gerekir öğrenmek istiyorum. Bu konuda bana bilgi verecek herkese de açığım. Sonuç olarak, saf hız olarak Murat Bostancı’dan Yağız Avcı’ya ve Orhan Avcıoğlu’na kadar pilotlarımızın eksik olduğunu düşünmüyorum. Onları yavaşlatan başka detaylar var ve bunları bulmak zorundayız. Buğra Banaz’ı saymadım çünkü o daha öğrenme safhasında. Bunun bir eleştiri yazısı olmadığını da tekrar belirteyim. Derdim birilerinin canını yakmak değil. Bu sporu, özellikle ralliyi çok seviyorum. Her yurtdışı yarışta bilgisayar başında zamanları takip ediyorum ve inanın iki-üç etap sonra yıkılıyorum. Aynı etapta, benzer şartlarda, benzer otomobillerle bir Türk pilot 30-40 saniye geçilince çıldırıyorum. Evet katılmak çok önemli ve ilerisi için de bir tecrübe ama ben sonuç istiyorum. Yarış sonunda alınacak derece de çok umurumda değil açıkçası. Her etap dişe diş mücadele etsin, zamanlar yakın olsun bana yeter. Bir de Finlandiya Rallisi’ne katılmak zaten yeterince önemli bir olay, en uzun atlama rekoru bizde gibi bültenler atmayın lütfen, iyice kan beynime sıçrıyor…

NOT: Bu yazıyı yayınladıktan sonra beklediğimin çok üstünde tepki aldım. Beğenenler, doğru söylüyorsun diyenler çoğunlukta ama tabii kırılanlar, haksızsın ya da spor bilgin bu kadar diyenler de var. Oysa amacımın bu olmadığını defalarca yazdım, benim derdim bu sporun ileriye gitmesi için ufak da olsa bir vesile olmak. Bazen olumsuz görünen bir eleştiri, karşı tarafa kaba tabirle daha fazla gaz verdiği için olumluya dönebilir. Bu nedenle doğruları yazmaktan çekinmemek lazım diye düşünüyorum. Benim yazıdaki tek hatam, Orhan Avcıoğlu’nun ERC’deki son iki yarışını detaylı incelememek oldu. Daha sonra araştırdım ve gördüm ki, Orhan Avcıoğlu hedeflediği zamanları yakalamaya başlamış. Onu da yazıya ekledim tabii ki. Bir Türk yurtdışında başarılı olduğunda en çok ben sevinirim. Bu sporu ne kadar sevdiğimi herkes bilir. Yazıyı beğenmeyen, haksız olduğumu düşünenler varsa karşı cevap yazıp bana iletirlerse, noktasına virgülüne dokunmadan bir sonraki yazıda yer vermekten de mutluluk duyarım. Dediğim gibi üzüm yemeye çalışıyoruz, bağcıyı dövmek umurumuzda değil…
Mert YILMAZ

(Visited 14 times, 1 visits today)

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş
%d blogcu bunu beğendi: