Yerli otomobilde bile ikiye bölündük

Son günlerde yerli otomobille yatıp kalkıyoruz. Hemen her konuda olduğu gibi ikiye bölündük. Bir grup tamamen kötülerken, diğeri de hiçbir detayı sorgulamadan dünyayı titreteceğimizi söylüyor. Bir ürün nasıl bu kadar siyasallaştırılabilir anlamak mümkün değil. Arkadaşlar, bu bir otomobil ve şu anda sokaklarda dolaşan ve 1800’lü yılların sonunda ortaya çıkmış bir sürü marka var. Ülkemizde de üretim yaptıkları için hatırlatma ihtiyacı duyuyorum: Renault ve Fiat’ın kuruluşu 1899’a kadar geri gidiyor. 130 yıldan bahsediyoruz. Peki, o zaman Türkiye’nin bir markası olması değersiz mi? Elbette hayır, bahsetmek istediğim otomobil denen ürünü bu kadar politize etmenin anlamsızlığı.

TOGG SUV

İlk olarak, araçların gösterimi yapılmadan sosyal medyada paylaştığım bir yazıyı buraya da taşımak istiyorum. Noktasına, virgülüne dokunmadan şunları yazmışım: “Şu yerli otomobil işini politize etmeyin. Yanlışa yanlış, doğruya doğru dememiz gerekiyor. Bütün ekonomi betona bağlı, sanayi gerekli demiyor muyduk? Yok Pininfarina tasarlamış, yok içinde İngilizce detaylar varmış, yok fabrika kurulmamış. Birincisi bu bir prototip, bildiğiniz bütün ünlü markalar prototiplerini farklı ülkeden tasarım stüdyolarına, atölyelere yaptırabiliyor. Tasarımını kendin yapıp, otomobili bu işte uzman tasarım stüdyolarında üç boyutlu hale getirmek de bir yöntem. Günümüzde fabrika kurmak iş değil, üretilecek araçların ne kadar satılacağı, tasarım ve mühendislik detayları gibi bilgiler oluştuktan sonra kısa sürede kurulabilir. Diğer yandan Japon otomobillerinin kabinlerinde Japonca detaylar mı var? Artık otomotivde milliyetçilik gibi bir kavram yok, önemli olan markanın kime ait olduğu ve fikri mülkiyet hakları. Türk mühendislerine biraz güvenin. Otomotiv sektörümüz, yan sanayisiyle, yetişmiş insan gücüyle bu projeden alnının akıyla çıkacak güçte. Çok severek bindiğiniz Fiat Doblo, Fiorino, Ford Transit Courier gibi araçları bir inceleyin. Markaları yabancı olabilir ama büyük ölçüde Türk mühendisler tarafından geliştirildiler. Mesela Doblo’nun fikri mülkiyet hakları Tofaş’ta. Sonuç olarak sakin olmakta fayda var. Bu görüşlerle Devrim otomobiline muhalefet eden sığ kafalı insanlardan ne farkımız kalıyor? Bir bakalım, kullanalım, 2022’de piyasaya çıkmazsa o zaman konuşuruz tabii ki. Şu anda her şey doğru gidiyor…” Daha sonra otomobil tanıtıldı ve eleştiriler kesilmedi tabii ki. Ben de şunları yazdım: “Sabah yazmıştım ya işi politize etmeyin diye. Düşünün; Otosan, Tofaş, Oyak-Renault kurulduğunda hangi hükümetler vardı? Hepsi geldi geçti ama bu fabrikalar neredeyse 50 yıldır üretim yapıyor ve bugün ülkemizin ihracat şampiyonları. Yeni oluşuma da bu gözle bakmak lazım. O yüzden politikayı karıştırmayalım diyorum. Laf aramızda tasarımlar ve açıklanan teknik özellikler çok etkileyici…” Gördüğünüz gibi otomobil tanıtılmadan önce hiçbir detayını bilmezken de tanıtıldıktan sonra da destek olmaya çalıştım. Sadece ben değil, şu anda otomotiv basınında çalışan bütün arkadaşlarım da aynı desteği gösterdi. Birçoğunun politik görüşünü biliyorum ve aslında muhalif kimlikler ama doğru yapılan bir işi baltalamaya uğraşmadılar. Üstelik bazı arkadaşlarıma hükümetten para mı aldın gibi eleştiriler bile geldi. Burası yeri değil tabii ama gerçekten küfür etmek istediğim anlar oldu. Otomobil tanıtıldıktan sonra bu kez Pininfarina’nın tasarladığı başka konseptler ortaya çıkarıldı ve bakın işte çok benziyor, bunun neresi yerli denildi. Ben de sosyal medyada güzel bir örnek vermeye çalıştım: “İngiliz Reliant FW11, İtalyan Bertone firması (Lamborghini Countach’ı da çizmiş Marcello Gandini) tarafından tasarlandı ve aslında bir Türk markasının yani Anadol’un yeni modeli olacaktı. Prototiplerden biri Koç Müzesi’nde, inanmayan gidip baksın. Proje bir şekilde gerçekleşmedi ve tasarımla Citroen ilgilendi. Ortaya çıkan Citroen BX, tam 2.315.000 adet satıldı. İtalyan tasarımcı tarafından çizilen, İngiliz Reliant’ın Türk Anadol için ortaya çıkardığı prototip, bir anda Fransız Citroen oluverdi. Ne diyelim şimdi? Citroen taklit tasarımları kullanıyor ve hatta Fransız bile sayılmaz mı diyelim? Anadol’un ne kadar önemli bir marka olduğunu da hatırlatan bir örnek, birden aklıma geldi… Not: Yazıyı yazdıktan sonra biraz daha araştırdım çünkü uzun zaman olmuştu bu konuyu öğreneli. Bertone, Otosan’dan sonra tasarımı İsveçli Volvo’ya götürmüş ve Tundra adında bir konsept tanıtılmış…” Kısaca şunu demek istedim, otomotiv endüstrisinde böyle şeyler çok olağandır. Zamanında Anadol olarak tasarlanmış bir prototip, sonunda Citroen olarak pazara sunuldu ve büyük bir ticari başarı sağladı. Kimse de Citroen için Fransız markası değil demedi. Şimdi gelelim yerli otomobil nedir meselesine… Devrim prototiplerini saymazsak, bence ilk yerli otomobil Anadol’dur. O dönemde motor ve yürüyen aksamı Ford’tan alındığı için yüzde 100 yerli kabul edilmemişti. Oysa 2020 yılına gelirken bu çok olağan bir şey haline geldi ve hiçbir marka bundan zarar görmüyor. Bugünün gözüyle bakıldığında Anadol tamamen yerli ve millidir. Yani ilk yerli otomobilimiz TOGG’un ürettiği araç olmayacak bence. Fikri mülkiyet hakları kimdeyse, araç o ülkenin malıdır. Parçaların yüzde kaçı yerli diye sorgulamak mantıksızdır. Hatta fabrikasının bile aynı ülkede olmasına gerek yoktur. Bugün sadece ülkemizde üretilen ve dünyaya ihraç edilen bir sürü otomobil ve hafif ticari araç var. Fransız bir pastaneci, Türkiye’de üretilmiş Clio’suna biniyor ve bu otomobil artık Fransız değil demiyor. Mercedes, Renault’dan motor alırken nasıl Fransız olmuyorsa, yerli otomobili Pininfarina’nın tasarlaması da onu İtalyan yapmaz ki, TOGG’un tasarım ekibinde danışman olarak Murat Günak’ın adı geçiyor. Peugeot 206, Mercedes C-Serisi ve VW Eos gibi modelleri tasarlayan Günak ülkemizin gururlarından biridir. Acaba Peugeot 307’yi bir Türk tasarladı diye Fransızlar kan ağlamış mıdır? Günak’ın dışında birçok Türk tasarımcı ve mühendis yurtdışında çalışıyor. Yönetim ve pazarlama alanlarında çalışan birçok tanıdık Türk de mevcut.Volvo’nun kontrolü şu anda Çinli Geely’nin elinde. Land Rover ve Jaguar, Hintli Tata Motors’un. Böyle olduğunu bilirken, bu çok kaliteli araçlara burun mu kıvırıyoruz? Hyundai, 2019’da Dünya Ralli Şampiyonası’nı markalar klasmanında zirvede bitirdi. Takip edenler bilir, Hyundai i20 WRC’nin gövdesi Türkiye’de üretiliyor ve daha sonra yurtdışında yarış aracı haline geliyor. Thierry Neuville, dünyanın dört bir yanında, her türlü zeminde gazlarken, bu araçta Türk işçi ve mühendislerinin payı var diye düşünüyor mudur acaba? Formula 1’e gelelim, uzun yıllardır motorsporlarının zirvesinde yer alan lastikler, Pirelli’nin İzmit’deki fabrikasında üretiliyor. Ne demek istiyorum? Otomotiv endüstrisi globaldir. Bayılarak bindiğiniz ve Türkiye’de üretilmediğini düşündüğünüz bir Volkswagen’de Türk malı parça yok mu sanıyorsunuz? Kısacası bu sığ fikirler 1950’li yıllarda kaldı. Belki o dönemde üretilmiş bir Chevrolet, yüzde 100 Amerikalı’ydi ki, ona bile emin olamıyorum. Yukarıda otomotiv endüstrisi 130 yaşından eski demiştim. Peki, bu çok geç bir yatırım mı?

TOGG SEDAN

Yerli otomobilimiz değersiz mi olacak? Dünyada satabilir miyiz? Hayır, çok şanslıyız ki bir devrime denk geldik. Eğer içten yanmalı motor deseydik, rakiplerin 100 yıldan fazla tecrübesine meydan okumaya çalışacaktık ki, bu doğal olarak imkânsızdı. Şimdi ise elektrikli, bağlanabilir ve otonom araçlar dönemine giriyoruz. Bu nedenle bütün büyük markalarla hemen hemen eşit koşullarda savaşa gireceğiz ve şansımız daha yüksek. Tek problem, dünya devi markaların oturmuş bir düzenleri var. Tasarımlarını, geliştirmeyi, testlerini kendi içlerinde çözebiliyorlar. Biz ise maalesef emekleme dönemindeyiz ve doğal olarak tasarımı ve prototipi İtalyan bir markaya yaptırmak zorunda kalıyoruz. Bu yanlış bir iş modeli değil ama endüstrinin gerçeklerinden anlamayan laf ediyor işte. Herkes motor yerli mi diye soruyor? Elektrikli motor nedir arkadaşlar? Bana da bir atölye verin, derme çatma bir elektrikli motor yaparım. En önemsiz unsur motor. Asıl önemli olan yazılım ve pil. Örneğin Tesla, üretim tesisinden çok pil üretimine önem veriyor. Belki de bizim fabrikadan önce pil tesislerini hayata geçirmemiz gerekiyordu çünkü en pahalı unsur piller ve otomobilin fiyatını düşürmek, rekabetçi olmasını istiyorsak pillerini Türkiye’de üretmeliyiz. Alkış tutan ya da eleştiren kimseden pil meselesini duymadım mesela. Yerli otomobille ilgili benim de endişelerim var: Yürüyen aksam ve güvenlik… Yol tutuşu nasıl olacak, kimler geliştirecek? 0-100 km/s hızlanması 4.8 saniye olan, yüksek bir araçtan bahsediyoruz. Yol tutuşu iyi olsun diye sert yapılı bir araç yapmak kolay ama ya sürüş konforu? Bunları bir araya getirmek ciddi bir mühendislik işidir. Günümüzde birçok önemli marka bile bu zıt kutupları bir araya getirmekte zorlanıyor. EuroNCAP’ten beş yıldız alabilecek mi örneğin? Üretim 2022’de deniliyor ve çok az zaman kaldı. Bu gibi detayları oturtabilmek için uzun testler yapılması gerekli. Sonuçta bu bir elektrikli araç, çok sıcak ya da soğukta performansı ne olacak? Bildiğiniz gibi üreticiler dünyanın dört bir yanında testler yapıyor. Yukarıdaki endişelerim bir kenara, TOGG’un gösterimi yaptığı her iki aracı da çok beğendim. Tasarımları çok oturaklı, sportif ve kaslı. Bahsedilen teknik özellikler de oldukça etkileyici. 15 yıl içinde beş model olacağı, bunlardan birinin kompakt sınıf bir MPV olacağı söyleniyor. Bunun gereksiz bir hamle olduğunu düşünüyorum. MPV’ler artık ölüyor ve yerlerini çoktan SUV’lar aldı. Umarım böyle bir maceraya girilmez. Fabrikanın Bursa’da olacağı açıklandı ki, bu da doğru bir karar. Çünkü Bursa, bizim Detroit’imiz ve konusunda uzmanlaşmış birçok yan sanayi firması mevcut. Ayrıca deniz kenarı olması gibi lojistik avantajları da var. 200 ve 400 HP’lik iki seçenek olacağı söyleniyor. Özellikle 400 HP’lik dört tekerlekten çekişli modelin 0-100 km/s hızlanmasının 5.0 saniye altında olacağı açıklandı ki, bunlar hep iyi haberler. 300 ve 500 km’lik iki menzil seçeneği olacakmış. Şarj süresi kısaymış falan bu detaylara girmek istemiyorum çünkü zaten her yerde yayınlandı. Zaten bu otomobil üretildiğinde tasarımı ve teknik özelliklerinde değişiklikler görebiliriz. Hiçbir konsept otomobil ya da prototip aynen seri üretime geçmez. Bu işi politize etmeyin dedim ya, en çok hoşuma giden detay Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medyada yaptığı açıklamaydı. Akıl ve bilime dayalı hiçbir projeye karşı olmadığını belirtti ve üretime geçildiğinde, İBB için yüklü miktarda sipariş vereceğini söyledi. Konu bu kadar basit aslında bu bir Türkiye meselesi. Sosyal medyada konuya muhalif kimselerin bu bir seçim yatırımı, göz boyama ya da gündem değiştirme gibi fikirleri de dolanıyor. Eğer bunlar gerçekse ve bu otomobil üretilmezse en çok kim zarar görür? Hükümet değil mi? Neden böyle bir riske girsinler? Bir kere en çok biz otomotiv medyası eleştiririz çünkü sonuna kadar destek verdik. Sonuç olarak kendi adıma şunları tekrar etmek istiyorum: Betona değil sanayiye dayalı bir ekonomi diyorsak bu otomobili desteklemeliyiz. Fikri mülkiyet hakları Türkiye’de olan her ürün yerlidir, bunu da unutmamak gerekli. Devrim otomobilini haksızca eleştiren ve Türkiye’yi belki 50 yıl geri götüren sığ zihniyete benzemek istemiyorsak, TOGG’un girişiminin yanında yer almalıyız. Ama bu demek değil ki takipte değiliz, süreç boyunca dikkat edeceğimiz çok detay olacak. Gerekirse eleştirmesini de biliriz…
Mert YILMAZ

(Visited 197 times, 1 visits today)

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş