Atmosferik motorlara elveda

automagg.com henüz bir ayını bile doldurmadı ama gelen tepkiler doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Tabii daha yapacak çok işimiz var. Kendimize neden ‘otomobil uzmanı’ dediğimizi ispatlamamız gerekiyor. Bunun için de zamana ihtiyacımız var. Şimdilik derdimiz arşivimizi zenginleştirmek. Bunun için de olabildiğince çok haber girmemiz gerekiyor. Ama bunu yaparken de seçici davranmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Neyse gelelim konumuza…

HONDA CIVIC TYPE R

HONDA CIVIC TYPE R

Downsizing yani hacim küçültme meselesi yeni bir olay değil. Son bir-iki yıldır markalar bu uğurda çok uğraş veriyor. Ama geçtiğimiz hafta kullandığım Mercedes E 180’den sonra bu konuda bir şeyler yazmak gerektiğine karar verdim. Kendimi bildim bileli otomobille haşır neşirim. Çocukluğumda bizim için 1.6 lt motor önemli bir olaydı. Ne de olsa etrafta gezinen Renault’lar, Murat’lar ve Anadol’lar 1.6 lt ile tanışmamıştı. Anadol’un STC ve SW modellerinde 1.6 lt motor vardı gerçi ama onları da çok görmezdik. Daha sonra Renault 1.4’e Tofaş 1.6 lt’ye geçti. O dönemde yavaş yavaş ithalat da serbest bırakıldığı için bu kez 1.6 lt’ler de bizi kesmemeye başladı. Yeni tutkumuz 1.8 ve 2.0 lt’lerdi. Renault, 1989 yılında Flash’la birlikte 1.7 motoru tanıtınca kendimizden geçtik. Artık sportif bir Türk otomobili de vardı. Bu otomobil hemen rallilerde de boy göstermeye başladı. Açıkçası o dönem Flash’ın hızlı olduğunu düşünüyorduk (!) Aslında sadece 90 HP’ydi ama 103 HP (SAE) olduğu iddia edilirdi. Bu arada 1.6 lt’ler de gelişti. Çift eksantrikli ve 16 supaplı 1.6 lt’ler 100-110 HP güç üretmeye başladı. Tabii Honda’nın çok daha güçlü motorları da vardı. Renault’nun Concorde ile sunduğu 2.0 lt 8 supaplı motorun 115 HP olduğu düşünülürse bu oldukça önemli bir olaydı. Hacimle ilgili kafamız ilk o zaman karışmaya başladı. Evet, yüksek hacimden daha fazla tork elde ediliyordu ama modern bir 1.6 lt motor, eskinin 2.0 lt’leriyle baş edebiliyordu. Bahsettiğim dönemde, 16 supaplı ve çift eksantrikli atmosferik 2.0 lt’ler 150 HP, 1.8’ler 130-140 HP, 1.6’lar ise 110 HP civarında güç üretiyordu. Aslında bu yakın zamana kadar böyle geldi. İlk önce 1.8 lt’ler unutulmaya başladı. Bunun en büyük nedeni ülkemizdeki vergi dezavantajı olsa da 1.6’lar yeterince performanslıydı ve insanlar daha fazla güç istedikleri zaman 2.0 lt’ye yöneliyordu. Benzinlilerde durum böyleyken dizellerle tanıştık.

FORD FIESTA RED & BLACK

FORD FIESTA RED & BLACK

Yakıt tüketimi ve yüksek torklarıyla avantajlıydılar ama ben hiç sevemedim dizel motorları. Hâlâ benzinli tercih eden az sayıdaki kişiden biriyim herhalde. 4000 d/d’de nefesi kesilen tıkırtılı motorlardan hoşlanmıyorum, elimde değil. Ülkemizdeki ilk dizeller de yüksek hacimliydi. 1.9 TDI’lar, Renault’nun 1.9’ları, Opel’in 1.7 ve 2.0 lt’leri… Hatta daha da önceki dönemde taksiler benzinli motorlarını atıp dizel motor takardı. Hacim küçültme işinde ilk başarılı olanlar dizeller oldu aslında. Dünyada dizele olan talep artınca markalar ağırlıklarını bu tip motorlara verdiler. Fiat’ın 1.3 lt’sinde olduğu gibi hacimler oldukça düştü. Bir süre böyle gidildikten sonra benzinliler yine akla geldi. Mühendisler, dizel motorlar üstünde turbo teknolojisini hakkında önemli deneyimler elde ettiler. Aslında turbonun geçmişine bakıldığında dizelden çok benzinli motorları görüyoruz. Ama bunlar daha çok sportif ve oldukça fazla yakıt tüketen modellerdi. Yoksa daha 80’lerin başında Renault’nun 1.4 lt turbo 160 HP motoru vardı. Yani hacim küçültme felsefesini aslında uygulamışlardı ama amaç sadece hızlı olmaktı. Günümüzdeyse hızlı olmak kadar emisyon ve tüketim kaygıları da var. Lafı fazla uzatmayalım, geldiğimiz noktada atmosferik motorlar tarih olmak üzere. Ford’un 999 cc’lik turbo motoru 125 HP güç ve 170 Nm tork üretiyor. Focus’a güç veren bu motordan örnek verdiğimiz için yine aynı sınıfta Peugeot 308’i ele alalım. Onun 1.6 lt VTi motoru ise 120 HP güç ve 160 Nm tork üretiyor. Ford’un ortalama tüketimi 5.1 lt/100 km. Peugeot’nunki ise 6.4 lt/100 km. Kısaca küçük motor daha güçlü, daha torklu ve çok daha az yakıyor. 1.6 lt atmosferiklerin hiç şansının kalmadığına güzel bir örnek bu. 1.2 lt’ler dünyasında da durum farklı değil. Onlar da 190 Nm civarındaki torklarıyla eskinin 2.0 lt’lerinden bile daha kuvvetli. Kısaca, 0.9-1.2 lt arası turbo motorlar 1.6 ve 1.8’lerin yerini 1.4 ve 1.6 turbolar ise 2.0 lt’lerin yerini almaya başladı. Yıllarını yüksek devirli ve litre başına verim açısından rekor kıran atmosferik motorlara veren Honda bile yeni Type R için turbo motor düşünüyorsa bu iş bitmiştir. Küçük sınıfın yeni hot hatch’leri bile 2.0 lt’leri terk etti ve 1.6 turboya döndü. Kendi adıma yüksek deviri özleyeceğim. Honda’larla BMW’lerle 8-9 bin d/d çevirmek çok eğlenceliydi. Ama az yakmayı da seviyorum, üstelik torklu motorların kendine özgü bir sürüş keyfi de var. Kısacası, yaşasın aşırı besleme, elveda atmosferik…

(Visited 538 times, 1 visits today)

Yazar: automagg

Bu yazıyı paylaş

Yorum gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir